17 Mart 2012

Deme Şu Niçin Şöyle.

“Deme şu niçin şöyle.
Yerincedir o öyle.
Bak sonuna, sabreyle.
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler.”

Âdemoğlu hep acelecilikle iş yapar. Hâlbuki hikmet dediğimiz şey, sabırla kendini buluverir ve her biri bir hikmet eseri olan İlâhî icraatlar sabırla hissedilebilir. Biz içinde bulunduğumuz zamanı ve mekânı lâyıkıyla kavrayamazken, Allah geçmiş ve geleceği her şeyiyle bilir. Hâl böyleyken, cehaletimizin bir eseri olarak başımıza gelenleri veya etrafımızda cereyan eden hâdiseleri bazen tenkit ederiz. Hâdiselerin önüne ve ardına tam vâkıf olmadan, bunların nasıl neticeleneceğini bilmeden ve görmeden kaderi suçlarız. Böyle olunca da sıkıntılar hayatımızın yegâne dokusu oluverir. Hâlbuki kulun Yüce Yaratıcı’sına karşı sonsuz bir itimadı olması esastır.
Zîrâ Allah (celle celâlühü) gündüzümüze güneş, gecemize ay ve yıldızlar, her amelimize büyük bir şevk ve lezzet, hastalığımıza şifa, açlığımıza nefis nimetler bahşederek bizim için sadece ve sadece güzellikler sunduğunu anlatmıyor mu? Alıntı

15 Mart 2012

Paçanga Böreği

Malzemeler:
 
 4 Adet lavaş
2 yumurta
1 su bardağı süt (bir parmak eksik)
5 çorba kaşığı un
tuz
2 kase robotta çekilmiş kaşar


Yapılışı:


Teflon tavayı yağladıktan sonra
2 adet lavaşı koyuyorum sonra kaşar ve  2 lavaşı üzerine örtüyorum 
diğer malzemeleri 
süt, yumurta, tuz,unu kavanozda çırpıp  kenarlarını örtecek şekilde döküyorum ki eriyen kaşarlarda akmasın.




sonra üzerini kapatıp kısık ateşte pişiriyorum 10 dakika sonra ters çevirip bir 10 dakika daha

Lavaş poşetin arkasındaki tarifi değiştirerek yaptım.Yumurtalar  aralarda tam pişmez diye aralarına dökmedim.


14 Mart 2012

Fetih Bahane, Gişe Şahane

Türkiye'de televizyon ve sinema sektörü, son yıllarda ortaya koyduğu ürünlerle Hollywood'ın görevini üstlenmeye başladığının sinyallerini veriyor.  Öteden beri toplumun geleneksel değerlerini küçümsemeyi alışkanlık haline getiren yerli filmler ve dizilerin yerini, tarihin çarpıtıldığı, magazinleştirildiği ve kamuoyu oluşturacak şekilde manüpile edildiği yapımlar almaya başlıyor. ABD politikalarını meşrulaştırma gayesiyle gerçeklerin pervasızca çarpıtıldığı Hollywood filmlerini andıran bu ürünlerin sayısı giderek artarken, son dönemde bu durumun en popüler örnekleri olarak televizyon dizisi 'Muhteşem Yüzyıl' ve sinema filmi 'Fetih 1453' öne çıkıyor.

Ülkesi yıkılmak üzere olan Bizans Kralı Konstantin figürü, 'farklı fikirlere açık, paylaşımcı ve devlet geleneğine hakim bir kral' olarak çizilirken, henüz 21 yaşında İstanbul'u fethetme başarısı gösteren Fatih Sultan Mehmet ise 'tek başına karar alan, bunalımlı bir hükümdar' olarak resmedilmiş görünüyor. Ayrıca Fatih'in kendi çocuklarından esirgediği sevgi ve şefkati filmin finalinde Bizans çocuklarına göstermesi de Batı karşısındaki komplekse işaret ediyor.

Fethin manevî mimarı kabul edilen Akşemseddin'in canlandırılma biçimi de, Yeşilçam modelindeki klasik din adamı tiplemesiyle ile birebir örtüşüyor ve Akşemseddin taşıdığı tarihî misyonun ağırlığından uzak bir biçimde canlandırılıyor. Diğer taraftan filmde Gülbahar Hatun'un saray içerisinde giydiği dekolte sayılabilecek kıyafetler de, yine Yeşilçam'ın klasik saray ve harem mantığıyla örtüşüyor. Yine Ulubatlı Hasan karakteri de gerek canlandırılma şekli, gerek yaşantı biçimiyle, tarihi hafızaya hakaret içeriyor. Aynı şekilde savaşan iki unsuru da gerek giyim kuşamları, gerek taşıdıkları semboller, flamalar itibariyle birbirilerinden ayırmak pek kolay olmuyor. Tamamı

13 Mart 2012

Hz.Eyyüp (a.s)

İstanbul muhasarasının ilk günleriydi. Sultan Mehmed, Akşemseddin’e gönlündeki bir muradı arzetti: “Tarihî kaynakların verdiği malumata nazaran Resûl-i Ekrem’in (sas) mihmandarı Ebû Eyyüb el Ensari, Bizans surları yakınında medfun imiş. Himmetinizle onun kabr-i şeriflerini bulmayı arzulamaktayım.”
Akşemseddin, padişahın sözleri üzerine eliyle bir mevkii işaret ederek “Her gece şu semte bir nur indiğini görmekteyim. Muhtemelen Resûl-i Ekrem’in mihmandarı Halid bin Zeyd’in kabri o caniptedir.” buyurur.
Hep birlikte işaret edilen semte gelinir. Hazreti Şeyh’in tarifi ile kabrin baş ve ayak ucuna birer çınar fidanı dikilir. Fatih, o gece silahdar ağayı çağırıp yüzüğünü verir. Kabir olarak gösterilen yerin ortasına bu yüzüğü gömmesini, fidanları ise sökerek yirmi adım kıble tarafına dikmesini ister.
Ertesi sabah Sultan, Akşemseddin’i de yanına alarak tekrar kabre gider. Buraya türbe yaptıracağından iyice emin olmak için bir daha göstermesini rica eder. Akşemseddin, bir gün evvel diktiği fidanlarla hiç ilgilenmeksizin yüzüğün gömüldüğü yere gelir. Burayı kazdıklarında Arapça üzerinde “Burası Ebû Eyyüb’ün kabridir.” ibaresi bulunan bir taş bulacaklarını söyler. Toprak kazıldığında tarif edilen şekilde bir mermer taş bulunur. Akşemseddin, kenarda bekleyen ağanın mahcubiyetini gidermek için çınar fidanlarının silahdar ağanın hatırası olarak yerlerinde bırakılmasını ister.
Bugün Eyüp Sultan Camii’nin avlusundaki parmaklık içinde göğe ser veren çınarlar işte beş yüz küsur sene evvel dikilen o fidanlardır. Bazıları burasının aynı zamanda Eyüb Sultan Hazretleri’nin cenazesinin yıkandığı yer olduğunu da rivayet eder.
 Devamı

9 Mart 2012

Dua Et İsyan Etme

“Bir işi murad etme.
Olduysa inad etme.
Hak’tandır o reddetme.
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler.”

Dua, en sâfî bir ibadet, insanı rahatlatan bir amel. Fakat İbrahim Hakkı Hazretleri bu noktada mühim bir esası gösteriyor. Bir hususu, hırsla istemememiz ve isteğimizin aksiyle neticelendiğinde de kabul noktasında inat etmememiz gerektiğini hatırlatıyor. Bediüzzaman’ın (ra) bu konudaki misâli dikkate şayandır. Hasta, doktordan bir ilâç ister; doktor, o ilâç iyi gelecekse verir; iyi gelmeyecekse başka bir ilâç sunar. Bu noktada hastanın evvelki ilâçta ısrarı aleyhine olacaktır. İşte kuluna, bir doktordan daha merhametli olan Allah’ın (celle celâlühü) hakkımızda takdir buyurduğu her şey, O’ndan geldiği için asla reddedilmemeli ve hayırlı olanın bu olduğu kabul edilmelidir. Böylece başımıza gelen hâdiseleri doğru değerlendirmiş ve hayat yolunda uğradığımız her duraktan elleri dolu dolu ayrılmış oluruz.

8 Mart 2012

Örtünmek !!

Başörtülüysen,ağzında sakızla sokakta dolaşamazsın.Kahkahayla gülemezsin mesela.Laubali olamazsın. 
Beş metre öteden kokusu duyulan parfümü sıkamazsın.Kırmızı ışıkta geçemezsin.Kaba olamaz,argo konuşamazsın.
Herkes atsa sen yere çöp atamazsın.Güya tesettür mayosuyla denize giremezsin!
Başını örtüyorsan toplum içinde hatalarını en aza indirmek zorundasın.Çünkü sen özelsin,büyük bir misyon sahibisin.
Rabbinin ayetlerini nice unutmuşlara hatırlatmalı,bilmeyenlere vakarlı duruşunla, eğilmeyişinle öğretmelisin.
Alıntı

Yeşil Mercimekli Erişte Çorbası

Dün elime geçen bir yemek dergisinde tariflerden en kolayını seçtim :) ‘yeşil mercimekli erişte çorbası‘görüntü güzeldi şimdiye kadarda hiç denememiştim, iyide oldu çorba ama olsun farklı bir çorba ikram ettim aileme.

Çorba güzeldi fakat bu çorbaya limonlu terbiye yakışır ....


8 su bardağı suyu kaynatıp içine
1 çay bardağı erişte ilave ederek pişirdim sonra  
1 su bardağı haşlanmış yeşil mercimek ekledim bir iki dakika sonra bir tarafta hazırladığım terbiyeyi yavaş yavaş ilave ettim ve tuzu koydum sonra üzerine
2 çorba kaşığı kadar  tereyağını kızdırıp pul biber ile karabiber azıcıkta nane ekledim.

Terbiyesi İçn :

3 çorba kaşığı yoğurt
3 çorba kaşığı un ve
2 yumurta sarısı ( ben 1 yumurtayı bütün olarak koydum iyice çırptım )


Düşük Düzeyde Klorun Zararı

Düşük düzeyde klor gazları tehlikesiz kabul edilse de bulaşık yıkama süreci boyunca, küçük miktarlarda dışarı verilen klorun etkisiyle oluşan solunum zorluğu, göz yanması, yorgunluk, baş ağrısı gibi semptomlara yol açabilir.

Bunun yanında klor, kanalizasyon sistemine karıştığında organiklerle birleşerek son derece tehlikeli bir kimyasal madde olarak bilinen trihalometanı meydana getirir.

Klor aynı zamanda kanalizasyon sistemindeki maddeleri parçalama fonksiyonu olan yararlı bakteri ve mikroorganizmaları da çabucak öldürür.
Bulaşıklar için kullanılan deterjanların da ana maddeleri petrol kaynaklı ve bu sebeple bakterilerce ayrıştırılıp doğaya tekrar kazandırılamıyor, genellikle de çeşitli kimyasal l katkı maddeleri, sentetik esanslar, kokular ve renklendiriliciler içeriyor. Alıntı

Tamamı

7 Mart 2012

“Sen Hakk’a tevekkül kıl.
Tefviz et ve rahat bul.
Sabreyle ve razı ol.
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler.”

Kula düşen bu değil midir? Kendi vazifesini hakkıyla yerine getirmek, sonra da Sonsuz Merhamet Sahibi’ne tevekkül edip sabreylemek. Bin bir isim ve sıfatı varken kulunu sadece Rahman ve Rahîm sıfatlarıyla yüz on dört defa selâmlayan Allah (celle celâlühü) elbette her şeyi güzel yapacaktır. Öyleyse kendi işimizi eksiksiz yapmaya çalışıp, Allah’ın (celle celâlühü) güzellikler madenî icraatlarını sabırla seyretmeye çalışarak rahatı bulabiliriz.

3 Mart 2012

Değerlendirme Poğaça

Poğaça

Birkaç günlük bayat nişastalı pastalarım kalmıştı onları nasıl değerlendirsem diye düşündüm sonra poğaça yapmaya karar verdim, nişastalı kremşantili belki kıyır kıyır olur dedim.
Yerken ağızda dağılan poğaça olmadı ama tadı çok güzeldi hiç kimse bir şey anlamadı, beğendiler… bende pastaları değerlendirdim diye çok huzurlu  oldum.

3 dilim nişastalı pasta
1 su Bardağı  Süt
1 yumurta akı sarısını üzerine ayırdım
1 Su bardağı kadar sıvı yağ
2 çorba kaşığı Kuru pakmaya 1 çorba k. şeker yarım bardak ılık suda açtım

Aldığı kadar da un


29 Şubat 2012

Ârif Anı Seyreyler

Yaprakta kar taneleri / Snowflake on a leaf"Hakk şerleri hayreyler.
Zannetme ki gayreyler.
Ârif ânı seyreyler.
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler." 

Ne kadar hoş bir nazar değil mi? İnsan bilmez; fakat hakikat tam da budur. Merhameti sonsuz Yaratıcı, şer görünen hâdiseleri de hayra tebdil eder; aslında bizim şer gördüğümüz pek çok hâdise, neticesi itibariyle hayırdır, güzelliktir. Fakat alışverişini hep acelecilikle yapan insanoğlu bu güzel manzarayı seyredemez pek, sabredip de merhametin, olmazların dünyasında ışımasını göremez ve çoğu zaman da sonsuz bir merhameti suçlama bahtsızlığına düşer maalesef. Oysa Yüce Yaratıcı hayatımızı hayırla, merhametle, güzellikle çepeçevre kuşatmıştır.

23 Şubat 2012

Örümcek Kolye

İslâm`da Eşitlik

Bir kere ontolojik olarak varlıklar arasında eşitlik yok. Zamanlar var, zamanlardan üstün. Mesela Kadir Gecesi, içinde Kadir Gecesi`nin bulunmadığı bin aydan daha hayırlıdır. Ramazan, diğer on bir ayın sultanı. Cuma, altı günün sultanı. Yani zamanlar arasında bir eşitlik yok.
Mekanlara bakın orada da eşitlik yok. İşte Mescid-i Haram`da kılınan bir vakit namaz diğer yerlerde kılınanlardan 100 kat daha sevaplıdır. Aynı şey Mescid-i Nebevi için de geçerlidir. Mekanlar arasında da eşitsizlik var. Devamı 

22 Şubat 2012

Kahrında Hoş Lütfunda Hoş


Gelse celalinden cefa Yahut cemalinden vefa, İkisi de cana safa:
Hoştur bana senden gelen Ya gonca gül, yahut diken 

Ya hilattir, yahut kefen
 
İster ağlat, ister güldür İster şad et, ister öldür
Kahrında hoş lütfunda hoş

20 Şubat 2012

KİMYASAL Deterjanların Zararları

Ev temizliğinde kullanılan deterjanlar, mikroplara ne kadar zarar veriyorsa akciğer, karaciğer ve beyne de aynı şekilde zarar verir. Bütün hastalıklara, ayrıca mantara yol açar. Klorlu deterjanlar (Tuz ruhu, çamaşır suyu, kezzap) bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep olur. 

Bu kimyasal maddeler nasıl vücudu yıpratır zarar verirse hastalıkları tedavi için kullanılan bütün kimyasal ilaçlar ve haplar da (Ağrı kesici dâhil) vücudu yıpratıyor ve zehirliyor.

Kaynak

Kaymaklı Sünger Tatlısı

Hazır kaymağım varken sünger tatlısı yapayım istedim çünkü hafif bir tatlı ile kaymak çok güzel yakışıyor, seneler önce çok yaptığım bir tatlı çeşidi idi.

3 Yumurta ile 1 Su Bardağı Şekeri iyice çırptım sonra
1 Su Bardağı Yoğurt
2 Su Bardağı Un
1 Kabartma Tozu
½  Vanilya’yı ilave ettim
175 derecede pişirdim


Önceden hazırladığım soğuttuğum şerbeti üzerine döktüm
3 Su Bardağı Su
3 Su Bardağı Şeker

13 Şubat 2012

Fırın Temizleyicilerin Zararı

Fırın temizleyicilerde çeşitli zehirli maddeler bulunmakla birlikte en büyük tehlikeyi deriyi yakıp geçebilen asit ile gözler ve ciğerler için son derece tahriş edici olan amonyak oluşturur.
Sprey tüplerindeki fırın temizleyicileri ise minik asit ve amonyak damlacıklarını kolayca solunabilecek, cilde ve gözlere temas edebilecek formda havaya dağıttıkları için tehlikelidir.

Soğanlı Yumurta

Soğanlı Yumurtayı  severdim Osmanlıda önem verilen bir yemek olduğunu da öğrenince daha da çok sevdim :)
 

Bizler soğanları yemeklik doğrayıp kavurup yumurta kırardık netten Osmanlıda nasıl yapılıyormuş diye baktığımda bu siteyle karşılaştım  ben aynı baharatları koymadan ve daha kısa sürede yaptım çünkü soğanlarım erken pişti :)

3 Kişilik Malzeme

3 Büyük Soğan
½ Çay bardağı zeytin yağ
25gr Tereyağ
4 Yumerta
Tuz

Soğanı halka halka doğradım, yağları da ilave edip teflon tavada kısık ateşte pişirdim, 40 dakika falan sürdü,tuzu piştikten sonra ilave edip yumurtaları kırdım. Sofrada beğenildi az bile geldi..bence çok lezzetli bir yemek .. :)


Abdülmecit(1839-1861) döneminden itibaren her yıl ramazanın on beşinde Topkapı Sarayı’nda hırka-i şerif ziyaretinde padişaha özel iftar yemekleri hazırlanırdı. Yemekleri pişiren Enderun efendileri arasında özellikle soğanlı yumurtayı en güzel şekilde yapma merakı vardı. Eğer padişah bu soğanlı yumurtayı beğenirse o yumurtayı yapan kişiyi kendisine kilercibaşı seçerdi.

11 Şubat 2012

Şampuan

ABD'nin Kuzey Carolina Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, bazı şampuanların içinde bulunan "Dietanolamine-DEA" isimli maddenin beyinde hücreleri öldürdüğünü ortaya çıkarmıştır. 1978 yılında Marmara denizinde 126 balık çeşidi varken bu gün bu sayı 25 çeşide inmiştir. 
2050 yılına kadar da denizlerdeki canlıların %98 inin yok olacağı tahmin edilmektedir.

6 Şubat 2012

Portakal Reçeli


Malzemeler:
5 orta boy portakal
5 su bardağı şeker

Yapılışı da çok basit portakalları patates soyacağının soyun ; acılık olmasın diye













( bu sefer rendeledim, rendelediğim kabukları küçük poşetlere koyup buzluğa kaldırdım kekler için.)
bu daha çok hoşuma gitti değerlendirdiğim için.



Portakalları dilimledim şekerleri üzerine koydum birkaç saat bekledikten sonra kısık ateşte yarım saat pişirdim. 


Portakal Kabuğunun Faydaları


 

Kitap Okuma Rüzgarı 

 

Makbul insan çok bilen insan değildir. Makbul insan Allah katında az da olsa ihlasla, takvayla amel eden insandır. Tabii dengeler yerinden oynayınca, modern toplumda makbul insan kim oldu? Çok bilen insan, çok etiketli insan, çok maaş alan, çok tüketen insan oldu… Oturduğu zaman carcar konuşan, ahkam kesen, entelektüel kapasitesi yüksek insan makbul oldu.


2 Şubat 2012

Kalp Kırmak

Bugün Ruhul Furkan da Sakalın öneminden çok bahs etti.Ben sadece onunla ilgili çok kısa Mirza Katiil diye tanınan bir şairin kıssasını burada paylaşayım inşallah.

Bir kişi,bu şairin hikmet ve marifetli sözlerinden etkilenerek bu şiirlerin sahibinin,ruhu ve kalbi tertemiz olan büyük bir kimse olduğunu itikad edip,onu görmek için yola çıkmış.
Kapısına vardığında onun sakalını traş ettiğini görünce,şaşırarak;
Sübhanallah! Sen sakalını mı traş ediyorsun? demiş.
Bunun üzerine Mirza Katiil;Evet sakalımı traş ediyorum amma kimsenin kalbini kırmıyorum,diye cevap verince,O kişi;Evet sen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kalbini kırıyorsun,demiş.
Bunu duyan Mirza Katiil baygınlık geçirmiş,ayıldığında ise,
''Allah seni hayırla mükafatlandırsın,bu sözünle benim gözümü açtın ve beni kalbimin ruhuna ulaştırdın'' mealinde farsça bir beyit söylemiş..
Ruhul Furkan c.5 s.748