Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2013

İstiklal Mahkemesi Kurbanı 22 Yaşında Bir Hoca



Gerçekten de tarih ne için okutulur bu ülkede? Birilerinin Altın Çağ kabul ettikleri 1920'leri, 1930'ları kutsamak için mi? Hem bu kutsama ayini biraz fazla uzamadı mı sizce de?
...
İşte bugün size anlatacağım olay da kaderine terk edilmiş ve susturulmuş parçalarından birisidir tarihimizin. Henüz 20 yaşlarının başındaki bir ilim öğrencisi, bakın nasıl idam edilmiş ve daha da kötüsü, adı sanı nasıl unutturulmuş?  Kaynak



Derin Tarih

4 Ağustos 2013

Derin Tarih

Derin Tarih’ten "LOZAN VE KÜRTLER" Ana dosya konusu ve yine muhteşem bir kitap hediyesi ile raflarda!

Halife Abdülmecid’in sürgün yıllarında yanında bulunan Manavoğlu Nevres Bey’in kaleme aldığı Son Halife’nin Dramı kitabı Türkçe olarak ilk kez bu ay Derin Tarih’le hediye.



29 Haziran 2013

Bir ‘Barbaros’ Romanı

Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar…
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.

Bu kitapta
İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi.
Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.
Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.
Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.
İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.
Barbaros Hayreddin Paşa’yı…
Sonra, bir gül sepeti getirdi.
Isırılmış üç elmayı anlattı.


Efsane /  İskender Pala

18 Nisan 2013

OD

İnsanlar ömürlerini satıp, dünyanın geçici emellerini ve mallarını alıyorlar, sonra da onlara dört elle sarılıyorlardı. Üstelik öyle de sıkı tutuyorlardı ki !.. Sandıklar ve hazinelere koyuyorlar, mevkiler ve makamlarla süslüyorlardı. Kimisi zenginliğe, kimisi şöhrete, kimisi güzelliğine yapışmışlardı. 
Eşiğinize geldiğimde ömrümün varı zenginliğimi de, güzelliğimi de Allah elimden almıştı. Sitare olmayan alem, olmasa da olurdu sanki. O’na sitem mi etmeliydim, düşmanlık mı, bilemedim. Sonunda Sitare’mi alana bende canımı satmayı uygun buldum ve gönlümü yalnızca O’na adadım; Sitare’mi güneşe kattım, mecazdan ve hayalde geçip O’nun aşk oduna, hakiki aşkın oduna yöneldim. ”

OD / Dr. İskender Pala

19 Aralık 2012

Aynadaki Yalan


Üstadın anlatımına hayranım ...

Şapşal bir biçim, boş veren bir edâ... Güya kendinden habersiz ve yapmacıktan uzak... Ama sahte, sahte üstü sahte... Her çizgisi, her hareketi, ortada görünmez bir rejisör elinden çıkma... Hani şu (blucin) dedikleri, balıkçı pantolonu vârî, Moskof ve Amerikan melezi sıkı kılıf var ya?.. Şu, dizden
yukarı ön tarafının rengi kasten uçurulmuş ihtilâlci pantolon?.. Darlığı ve bazı noktalardaki uçukluğu yüzünden vücudu kapamaya değil de hayal ötesi açmaya, çıplaklıktan daha ileri yorumlamaya yarayan kılıf?.. Öyle uygun ki, solcu kızın mizacına!.. Ve... Ve mahsus bakımsız saçlardan, boyasız dudaklara, en basit mimiklerden en hurda muaşeret tavırlarına kadar her hareketin ölçüsünü kaydeden bir lûgaritma tatbikçiliği... Şunu demek ister: «Ben kendimle, ferdiyetimle meşgul değilim! Nefsimden habersizim ve olduğum gibiyim. Yahut: «Güneş altında toprağa uzanmış, kıçını yalayan bir köpek kadar tabiiyim!»... Ne alçak samimiyet hilesi!..
Lûgaritma icabı... Bütün dâva, güzellik ve dişilik büyüleri peşinde gezmekten başka tasası olmayan zavallı burjuva kızının tersi olabilmek... Bu ters oluşun baştan başa hesaplı üslûp ocağını kurmak...
Ne o?.. Ne bakıyorsunuz şaşkın kellelerinizle suratıma?.. Günümüzün solcu bakireleri işte bunlar!..
Şu Mine hanıma da bakın!.. Hem bacaklarının dizden yukarı kısmını alabildiğine açar, hem de üzerine bir takım mürekkep lekeleri, toz toprak sürülmesine aldırmaz. Bu, vücudunun güven noktalarını görmemek midir, inadına göstermek midir?.. Evet, Emine'den dönme Mine! Sen yok musun sen......

s.5
Necip Fazıl Kısakürek

2 Kasım 2012

Ahlak var mıdır?

Untitled
Emperyalizme, kapitalizme, modernizme karşı mücadele etmeyen, inkılap bilinci taşımayan bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Dev şirketlere sahip, bankalarla haşır neşir, kodaman, lüks içinde yaşayan ve yoksulun hakkını gözetmeeyn enseli ve göbekli bir adam sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
İlimden, irfandan nasibini almamlı; ama üç kitap okuyunca alim oldum sanan, “Kafka’yı bilirim, Kiergaard’ı yuttum, Dostoyevski’yi hatmettim..” tavırlarıyla kibirli,ukala, kendini beğenmiş, edepsiz bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Hasılı velkelam..Değilmi ki mümin, derdi olan adamdır; peki ya derdi olmayan bir adam sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
 Efendimiz aleyhisselam, dünya müminin zindanı buyuruyor; peki ya bu zindanda, hayatından memnun olan bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Efendimiz aleyhisselam, dünyada bir ağacın altında soluklanıp gidecek bir garip yolcu gibi ol buyuruyor; peki ya dünyaya kazık çakmaya çalışan bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Mümin kanaat eden, “elindekiyle yetinen” adamdır; peki ya mal mülk peşinde, makam mevki peşinde, ev ve araba taksitleri için banka banka dolaşan bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Mümin istikamet sahibidir, peki ya sözünden dönüp duran, kararından cayıp duran bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?

 Hamza 
 Ömer Faruk Dönmez
 s.222

20 Ekim 2012

Kadınlar İçin Güzel Kalmanın Sırrı

KAVGADAN KAÇINMAKTIR. Çünkü: 
Kavga, kadını çirkinleştirir: Asık yüzlü bir kadın, güzel görünebilir mi?
Kavga, kadını erken yaşlandırır: Her üzüntü, yüze minik bir çizik olarak yerleşiyor; çok kavga ettiğinizde yüzünüz çabuk kırışır.
Kavga, kadını yorar: Kavga sırasında yüksek bir enerji gelir; fakat kavga sonrası kadın birden tükenir, yaşam enerjisi azalır.
Kavga, kadını hasta eder: Gerginlik baş ağrısı yapıyor; bel ya da boyun fıtığının en büyük sebebi de stres.
Kavga, kadının saçlarını döker: Erkekle mücadele, kadında erkeklik hormonuna artırıyor, bu da kadında saç dökülmesine sebep oluyor.
Kavga, kadını aptallaştırır: Kadın konuşurken sonuçlarını doğru hesap edemez; en çok kendi üzülür, en çok kendi zarar görür.
Kavga, kadını yalnızlaştırır: Kavga, kadını sevdiğinin gözünden düşürür; kadın bazen kocasıyla aynı evde, aynı yatakta yalnızdır; bazen kocaman bir evde tamamen yalnız kalır.
Akıllı bir kadın, önce kendi için, beden ve ruh sağlığı ile mutluluğunu düşünerek kavgadan kaçınır.
Kavga kafamda hiç bitmiyor.” demişti bir hanım, eşiyle tartıştıktan sonraki ruh halini anlatmak için. Kendi halini anlatırken aynı zamanda, kadınların kavga sonrası halini de pek güzel özetlemişti farkında olmadan.
Kadın erkek farklılıkları hayatın her alanında kendini gösterir. Farklılığın ortaya çıkmasında en önemli etken, beynimizi kullanma tarzımızdır. Kadınlar daha çok beynin duygusal merkezi olan sağ tarafı kullanırken, erkekler mantık tarafı olan sol tarafı kullanırlar.
Bu farklılık; kavga öncesinde de sonrasında da çok fazla kendini belli eder. Tartışma esnasında kadın detayları konuşur, erkek sonuca bakar. Çok ciddi bir tartışma değilse iki taraf da sustuğunda erkek için olay bitmiştir. Fakat kadınlar basit bir tartışmayı bile kolay kolay kafasında bitiremez. Konuşulan konular, kadının kafasında döner de döner. Kafada kelimeler doğurur da doğurur. Geçmişte yaşadıkları tatsızlıklar gelir aklına, aynı şeyler için bir kez daha üzülür. Gelecek kaygıları depreşir, evliliği ile ilgili ümidi tükenir.
Kavga; erkek için acı bir yemekse, kadın için zehirdir.
 
Sevmek Bu Kadar Güzelken 

s.141-142

11 Ekim 2012

UntitledMümin, havf ve reca arasındadır; peki ya cenneti garantilemiş gibi, kaygılardan azade yaşayan bir adam, sana dinden bahsediyorsa onda ahlak var mıdır?
Mümin helal lokmaya dikkat eden adamdır; peki ya bedava yemek bulunca helal haram sormadan yumulan bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Mümin tevazu sahibi adamdır, peki ya kendini mutlak haklı gördüğünden, mümin kardeşinin dini endişelerini gereksiz bulan, güya meseleleri çözmüş müstağni bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Mümin ilim sahibi, feraset sahibi adamdır; peki ya cehaletinin derinliğinden dolayı, cehaletinin farkında bile olmayan bir adam,sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Mümin, edep haya sahibi,sır saklayan, ahde vefa gösteren adamdır; peki ya verdiği en basit sözü tutmayan, yalan söyleyen bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Müminin kıyafeti bir çifttir, temizdir, sadedir; peki ya elbise dolabı çeşit çeşit kıyafetlerle dolu olan bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Mümin az yer, az uyur, az konuşur; peki ya bir oturuşta üç kişilik yiyen, midesini şişirdikçe şişiren, çokbilmiş ve geveze, öğlene kadar malak gibi uyuyan bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Mümin nezaket sahibidir, usul adap bilir, kibardır, zariftir; peki ya oturup kalkmayı, söz alıp konuşmayı bilmeyen, diliyle kardeşini inciten ve kabalığının  farkında bile olmayan kaba bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Hamza
Ömer Faruk Dönmez

s.223

29 Temmuz 2012

Hamza

Hamza da durakladı. İçinden mırıldanıyor. "Kelama giriş. Kelam dersi için yaşım daha çok küçük hocam; girmeyelim böyle mevzulara. Ufal da cebime gir ulan: eşşek kadar oldun, yirmi bir yaşındasın. Üstelik İmam Hatip mezunusun. İyi de, alt yapımız sağlam değil kardeşim; mektep medrese mi gördük biz.
Bu okullarda bu kadar olur. İyi eğitilmedik işte. Ali topu tut, iki kere iki dört eder, yaşasın cumhuriyet! Eğitim bizde budur yani!" Meczup amca birden "Yatsıdan sonra gel, anlatayım" diyor.
Hamza ani davete şaşırıyor. "Haydaaa! Bunca insan arasında beni seçti iyi mi. Anlaşılan iyice ihtiyarladı ve görevi bana devredecek. Oğlum Hamza sana da bu yakışırdı zaten. Vatan senden hizmet bekler. Mahallenin kadrolu delisi olacaksın; daha ne. Devlet maaş vermez; ama millet aş verir. Bak şimdi başıma gelene.  "
s. 66

Kitaptan diğer alıntılar

20 Temmuz 2012

Hamza

Bu ülkede Müslümanlar büyük Doğu ve Serdengeçti gibi yazarlarını hapse düşüren delikanlı dergiler çıkarmışlar. Aradan yıllar geçmiş. Dindarlar yumuşadıkça yumuşamışlar ve işi karikatür dergisi çıkarmaya kadar vardırmışlar.

s.38

"İnsanlar beni deli ediyor! Yaşama amaçları: barınma, beslenme, üreme! Etrafımdaki insanlara bakıyorum da, daha büyük bir ev, daha lüks bir araba, daha lezzetli yiyecekler falan fişman. Kapitalizm! Ey insanlar. Canlarım. Ciğerlerim. Kim uyuttu sizi? Hangi kötü kalpli büyücü yedirdi size bu zehirli elmaları?
Kapitalizmin beşiğinde ölüm uykusu!
Ne için yaşıyorsun? Hayatın anlamı nedir? Sabah işe gidiyor, akşam eve dönüyorsun. Ulan danalar da sabah çayıra gidiyor, akşam dönüyor. Sen hiç akşamları ahırında kitap okuyan bir dana gördün mü?
Varoluş gizemini çözmeye çalışan bir dana? Hayır. Göremezsin. Neden? Çünkü danalar hayatın anlamını bilmeden yaşar. Peki insan ne için yaşar? Lahana için mi? "

Hamza / Ömer Faruk Dönmez / s. 54

Diğer Alıntılar

18 Temmuz 2012

Edep bu mudur ?

Düşündüm..

Saatlerce internetin başından kalkmayan, ıvır zıvır işlerle meşgul olan, sonra da sabah namazını kaçıran bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Caddede yürürken gözlerini haramdan sakınmayan, işyerindeki ya da okuldaki bayanlarla rahatça muhabbet eden bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Bilgisayarının ya da cep telefonunun modelini arsızca değiştirip duran, pantolonunun ya da kazağının markasıyla hava atan, “elindekiyle yetinme” ölçüsünü tamammen yitirmiş bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Ümmet-i Muhammedi düşünmekten başına ağrılar girmeyen, gözünden iki damla yaş akmayan; fakat sahipsiz sokak köpeklerine merhamet etmekte bir numara, şefkat abidesi(!) bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
İki satır siyer, iki satır fıkıh okumak yerine, ek işlerde, fazla mesailerde para pulpeşinde koşan bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?
Televizyonun karşısına kurulup derbi maçları izlerken çerez yiyen bir adam, sana dinden bahsediyorsa, onda ahlak var mıdır?


Hamza
Ömer Faruk Dönmez
s.221

19 Mayıs 2012

O ve BEN


Hayatını, Abdülhakîm Arvasî Hazretleri'ni "Tanıyıncaya Kadar" ve "Tanıdıktan Sonra" diye iki ana bölüme ayıran Necip Fazıl, Efendisine doğru kendisini cezbeden hâdiseleri de mânâlandırdığı otobiyografik eseri "O Ve Ben"i 1975'de şöyle takdim etmiştir:

"Bu eser, dünyaya gelişimden bugüne kadar en hususî renkleri, çizgileri ve sesleriyle hayatımın hikâyesi ve asıl O'nu tanıdıktan sonra mânasını anlamaya başladığım vücut hikmetinin bende tecelli eden yakıcı ifadesidir. Bu bakımdan, kendilerini görünceye kadar malik olabildiğim bir buçuk esere nisbetle bugün 60 cildi aşan ve hepsini birden o nura borçlu bildiğim eserler arasında, şimdikini, baş köşeye oturtulması lâzım ve en mahrem iç ve dış iklimlere doğru bir belirtiş olarak takdim ederim."

Kitap, 1965 senesinde "Büyük Kapı" ismiyle yayınlanmıştır.
....
Çemberlitaş'ta, Sultanahmet'e doğru inen sokaklardan birinde, kocaman bir konakta doğmuşum...

Harem ve selamlık halinde iki kapılı, dört katlı ve bilmem kaç odalı bu konak, içinde, yakıcı hatıraların kaynaştığı tütsü çanağıdır. Renk renk, şekil şekil, fısıltı fısıltı hatıralar... Bazen de çığlık çığlık...

Çocuk denecek kadar gençken yazdığım "Bir Yalnızlık Gecesinin Vehimleri" isimli hikayemdeki mekan işte bu konak...

Selamlık kapısının önünde, bodrum katının üstünde, birkaç merdivenle çıkılan, köşeleme mermer bir sahanlık ve yanında küçücük bir bahçe... Mermer sahanlığa, üst katın çıkıntısından iki sütun iniyor. Ve giriş kapısı...
...
Allah’a ahdim var:
- Her gün, en aşağı şu kadarına ahidliyim… Allah ve kul hakkı olarak üzerimde ne kadar borç varsa, bunların hepsini ödetmeden canımı alma… (s:163)

O ve Ben
Necip Fazıl KISAKÜREK

10 Nisan 2012

Sana Dinden Sorarlar

Bir bakıyorum,sevdiğim,değer verdiğim bir yazar,ertesi gün bambaşka abuk sabuk bir söylemle çıkıvermiş ekrana.Bir bakıyorum yıllarca kalemiyle hizmet etmiş bir mücahide tutmuş iki riyakar kelamın hayranı olmuş,olmadık şeyler söylüyor..İçim acıyor..

Beşeriz yanılgı bize...Ama hakikat de bize...
Özellikle "modernite,reform,yenilik" kavramları üzerinde çok oynanıyor .Dikkatli olalım! Öyle bir zamandayız ki 9 hakikat söylüyorsa bir hacı hoca geçinen zât,içine 1 acayip zehir katıyor;zehirlendiğimizi de anlamıyoruz!

Kendi adıma eleştiri yapmam gerekirse,akide bilgimin,fıkıh bilgimin zaafiyetinden dem vurabilirim.Bunları tamamlamadan tasavvufla yahut islamın felsefesiyle ,şunla bunla uğraşmak nasıl bir hezeyan ve zaman kaybı!Allah korusun adamın imanını dahi götürür...

O yüzden önce akaid ve fıkıh bilgimizi düzeltmemiz gerekiyor.Kafamızda tek bir soru işareti dahi kalmayıncaya kadar...Zaten bu üzerimize farz olan ilimdir.Ben müslümanım diyen ve bunda bir riyâ taşımayan herkesin üzerine farz olandır bu.

Bu eksiklerimizi doğru kaynaklardan tamamlamak çok önemli.Ne olur,populer dini kitapları okumakla kaybedeceğimize zamanımızı önce bu hayatî olan itikad,akaid,fıkıh bilgimizi hiç olmazsa ilmihal bilgimizi arttırıp sağlamlaştırmakla işe başlayalım.Bu konudaki eksikliğimiz sadece bizim değil,çocuklarımızın da imanına kastedecektir!

Biz bilmedikçe,kandırılmamız ve köleleştirilmemiz kolaylaşıyor.Biz bilmedikçe yönlendirilmemiz ,koyunlara dönüşmemiz hatta koyunlardan daha beter olmamız,insan vasfımızı yitirmemiz an meselesi!Bilmedikçe,nereye çekilirsek oraya gidiyoruz boynu bağlı hayvanlar misali!!

Sözüm en başta zalim,uslanmak bilmez  nefsimedir ama;
lütfen artık bilelim!
Bilmek de yetmez..
Bildiklerimizi yaşayalım artık!
Yetmez mi köleleştirildiğimiz...

Kula kul olmamaktır Allah'a imân!Bu yüzden istemezler iman etmemizi..İmanımızı hakikatiyle yaşamamızı..
Yetmez mi..
_________________
@D.Zehra




3 Nisan 2012

"Çıkma" denen bir namussuzluk

Ben bir lisede öğretmenim bayım. Dokuz yıldır öğretmenlik yapıyorum. Binlerce genç tanıdım. Ülke bu gençlere mi emanet edildi? Ulan ben bunlara telefonumu emanet etmem be! Satarlar. Parasına da hamburgerle kola alırlar. Ahh! Çok yazık. 
Kapitalizmin yerle bir ettiği bir gençlik! Aşk yok bir kere, aşk! Aşkı kaybetmiş bu çocuklar. Dünyanın en güzel duygusunu kaybetmişler. 
"Çıkma" denen bir namussuzluk var; ama aşk yok. Çıkmayı biliyorlar; ama gerçek anlamıyla aşık olmayı bilmiyorlar. Daha ne olsun efendim, daha ne olsun? 

Bir Yobazın Günlüğü 
Ömer Faruk DÖNMEZ 

 

2 Şubat 2012

Kalp Kırmak

Bugün Ruhul Furkan da Sakalın öneminden çok bahs etti.Ben sadece onunla ilgili çok kısa Mirza Katiil diye tanınan bir şairin kıssasını burada paylaşayım inşallah.

Bir kişi,bu şairin hikmet ve marifetli sözlerinden etkilenerek bu şiirlerin sahibinin,ruhu ve kalbi tertemiz olan büyük bir kimse olduğunu itikad edip,onu görmek için yola çıkmış.
Kapısına vardığında onun sakalını traş ettiğini görünce,şaşırarak;
Sübhanallah! Sen sakalını mı traş ediyorsun? demiş.
Bunun üzerine Mirza Katiil;Evet sakalımı traş ediyorum amma kimsenin kalbini kırmıyorum,diye cevap verince,O kişi;Evet sen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kalbini kırıyorsun,demiş.
Bunu duyan Mirza Katiil baygınlık geçirmiş,ayıldığında ise,
''Allah seni hayırla mükafatlandırsın,bu sözünle benim gözümü açtın ve beni kalbimin ruhuna ulaştırdın'' mealinde farsça bir beyit söylemiş..
Ruhul Furkan c.5 s.748 

31 Ekim 2011

Gölge Avlayan Avcı


“Dünyâya gönül verenler, tıpkı gölge avlayan avcıya benzerler. Gölge nasıl onların malı olabilir? Nitekim budala bir avcı, kuşun gölgesini kuş zannetti de onu yakalamak istedi. Fakat dalın üzerindeki kuş bile bu ahmağa şaştı kaldı.”
Aslında bir gölgeden ibâret olan dünyayı hedef almak ve gölgeleri aslî zannetmek, insanın, bütün gayret ve himmetini zıll-ı zevâl denilen, yani kaybolmaya mahkûm gölgeler üzerinde yoğunlaştırması, akıl ve iz’ân kârı mıdır?!. İşte bu hâl, gölgeleri avlamakla kendini avutan gâfil avcıya benzemek demektir ki, insanın eline nedâmet ve hüsrandan başka bir şey geçmez.



En büyük nedâmet sebeplerinin başında “zaman”ın boşa harcanması gelir. Ölümü bilen, fânî dünya lezzetlerine, yolculuğunu bilen de dünya misafirhânesindeki fânî oyuncaklara aldanmaz! Çünkü eşyâ, ondan ayrılmayacak bir sûrette dünya misafirhânesine âittir. Bütün fânî nîmetler, bir kişide toplansa ve o, huzur ve saadet içinde bin yıl yaşasa ne fayda!… Sonunda gideceği yer, bu kara toprağın altı, bu yağız yerin bir çukuru değil midir?
Yâ Rabbi!..
Bizi, fânî “vakitlerimiz tükenmeden”, “ömür güneşimiz batmadan” intibaha gelenlerden eyle ki, dünyaya dalıp da kendisini bir bardak suda helâk edenlerin pişmanlık dolu âkıbetlerine düşmeyelim!..
Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbim! Hayatımızı ve ölümümüzü sâlih kullarına lutfettiğin bereket, nîmet, ulvî güzellikler ve sana vuslat ile müzeyyen ve mükerrem kıl!..
Âmin.


İnsan Denilen Muammâ s.91

13 Eylül 2011

Misafir

İnsan ne tuhaftır ki, bir-iki günlük misafir olarak bulunduğu bu dünyada kendini aldatır.
Her gün cenâze sahnelerini seyrettiği hâlde ölümü kendine uzak görür. Kendisini, kaybetmesi her ân muhtemel olan fânî emânetlerin dâimî sahibi sanır.
Hâlbuki insan, ruhuna cesed giydirilerek bir kapıdan dünyaya dâhil edildiğinde, artık bir ölüm yolcusu demektir. O yolun bir hazırlık mekânına girmiştir de, bunu hiç hatırına getirmez.
Bir gün gelir, ruh cesedden soyundurulur. Âhiret kapısı olan kabirde diğer bir büyük yolculuğa uğurlanır.

Düşünülmelidir ki, ne dünyâda ölümden kaçacak bir zaman ve mekân, ne kabirde tekrar geriye dönecek bir imkân, ne de kıyâmetin şiddetinden sığınacak bir barınak vardır.


İnsan Denilen Muammâ s.89

19 Ağustos 2011

Takva


Hazret-i Ömer, bir gün Übey bin Kâ’b -radıyallâhu anh-’a takvânın ne olduğunu sormuştu. Übey -radıyallâhu anh- ona:
“–Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?” dedi.
Hazret-i Ömer:
“–Evet, yürüdüm.” karşılığını verince bu sefer:
“–Peki, ne yaptın?” diye sordu.
Hazret-i Ömer de:
“–Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün gücümü sarf ettim.” cevâbını verdi.
Bunun üzerine Übey bin Kâ’b şöyle dedi:
“–İşte takvâ budur.” (İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 42)
Takvâ, insanın kendi fânîliğini unutmamasıdır. Zira ham nefsin mayasında fânîliğe isyan vardır. O nefis, sonsuzluğun seyyâhı olmak ister. Dünyadaki fânî hayatın kabına sığamaz. Ebedîliğin hasretiyle fânilikten kaçış hâlindedir. Bu yüzden fânîliği hatırlatan ölüm, nefsin gözünde korkunç hâle gelir. Aklın ve kalbin icabı ise, kuru bir ölüm korkusu yerine, nefsânî arzuları bertaraf edip amel-i sâlihlerde bulunarak ölümü güzelleştirmektir.
İnsan Denilen Muammâ s.99

16 Ocak 2011

Medinede Son Türkler





Bazı notlarımın fotoğrafını çektim okumak isteyen üzerine tıklatıp okuya bilir …