İstanbullu bir genç, pencereleri açık otomobilini sürerken, vasıtanın
teybini sonuna kadar avaz avaz bağırtarak müzik dinlemez, etrafı
rahatsız etmez, ses kirliliğine sebebiyet vermez. Böyle bir şey zontalık
ve magandalıktır, İstanbulluya yakışmaz.
...
İstanbullu, ailesi veya arkadaşlarıyla pikniğe gider, yemek yer, çay
içer, akşam dönmeden önce piknik yaptığı yerdeki bütün çöpleri,
kağıtları, naylon poşetleri, şişeleri büyük bir torbaya doldurur,
rastladığı ilk çöp bidonuna atar, o mekanı pırıl pırıl tertemiz ışıl
ışıl bırakır.
Kaynak
Tarihten Kısa Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihten Kısa Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Kasım 2012
9 Nisan 2012
Sen Bir Az-Gelişmişsin
Kıt’aları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar…
Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzamlılar diyarıdır.”
Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: “Hayır delikanlı” diye fısıldadılar, “sen bir-az gelişmişsin.”
Ve Hıristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nişân-ı zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız
Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzamlılar diyarıdır.”
Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: “Hayır delikanlı” diye fısıldadılar, “sen bir-az gelişmişsin.”
Ve Hıristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nişân-ı zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız
Bu Ülke
Cemil Meriç
14 Mart 2012
Fetih Bahane, Gişe Şahane
Türkiye'de televizyon ve sinema sektörü, son yıllarda ortaya koyduğu ürünlerle Hollywood'ın görevini üstlenmeye başladığının sinyallerini veriyor. Öteden beri toplumun geleneksel değerlerini küçümsemeyi alışkanlık haline getiren yerli filmler ve dizilerin yerini, tarihin çarpıtıldığı, magazinleştirildiği ve kamuoyu oluşturacak şekilde manüpile edildiği yapımlar almaya başlıyor. ABD politikalarını meşrulaştırma gayesiyle gerçeklerin pervasızca çarpıtıldığı Hollywood filmlerini andıran bu ürünlerin sayısı giderek artarken, son dönemde bu durumun en popüler örnekleri olarak televizyon dizisi 'Muhteşem Yüzyıl' ve sinema filmi 'Fetih 1453' öne çıkıyor.
Ülkesi yıkılmak üzere olan Bizans Kralı Konstantin figürü, 'farklı fikirlere açık, paylaşımcı ve devlet geleneğine hakim bir kral' olarak çizilirken, henüz 21 yaşında İstanbul'u fethetme başarısı gösteren Fatih Sultan Mehmet ise 'tek başına karar alan, bunalımlı bir hükümdar' olarak resmedilmiş görünüyor. Ayrıca Fatih'in kendi çocuklarından esirgediği sevgi ve şefkati filmin finalinde Bizans çocuklarına göstermesi de Batı karşısındaki komplekse işaret ediyor.
Fethin manevî mimarı kabul edilen Akşemseddin'in canlandırılma biçimi de, Yeşilçam modelindeki klasik din adamı tiplemesiyle ile birebir örtüşüyor ve Akşemseddin taşıdığı tarihî misyonun ağırlığından uzak bir biçimde canlandırılıyor. Diğer taraftan filmde Gülbahar Hatun'un saray içerisinde giydiği dekolte sayılabilecek kıyafetler de, yine Yeşilçam'ın klasik saray ve harem mantığıyla örtüşüyor. Yine Ulubatlı Hasan karakteri de gerek canlandırılma şekli, gerek yaşantı biçimiyle, tarihi hafızaya hakaret içeriyor. Aynı şekilde savaşan iki unsuru da gerek giyim kuşamları, gerek taşıdıkları semboller, flamalar itibariyle birbirilerinden ayırmak pek kolay olmuyor. Tamamı
13 Mart 2012
Hz.Eyyüp (a.s)
İstanbul muhasarasının ilk günleriydi. Sultan Mehmed, Akşemseddin’e gönlündeki bir muradı arzetti: “Tarihî kaynakların verdiği malumata nazaran Resûl-i Ekrem’in (sas) mihmandarı Ebû Eyyüb el Ensari, Bizans surları yakınında medfun imiş. Himmetinizle onun kabr-i şeriflerini bulmayı arzulamaktayım.”
Akşemseddin, padişahın sözleri üzerine eliyle bir mevkii işaret ederek “Her gece şu semte bir nur indiğini görmekteyim. Muhtemelen Resûl-i Ekrem’in mihmandarı Halid bin Zeyd’in kabri o caniptedir.” buyurur.
Hep birlikte işaret edilen semte gelinir. Hazreti Şeyh’in tarifi ile kabrin baş ve ayak ucuna birer çınar fidanı dikilir. Fatih, o gece silahdar ağayı çağırıp yüzüğünü verir. Kabir olarak gösterilen yerin ortasına bu yüzüğü gömmesini, fidanları ise sökerek yirmi adım kıble tarafına dikmesini ister.
Ertesi sabah Sultan, Akşemseddin’i de yanına alarak tekrar kabre gider. Buraya türbe yaptıracağından iyice emin olmak için bir daha göstermesini rica eder. Akşemseddin, bir gün evvel diktiği fidanlarla hiç ilgilenmeksizin yüzüğün gömüldüğü yere gelir. Burayı kazdıklarında Arapça üzerinde “Burası Ebû Eyyüb’ün kabridir.” ibaresi bulunan bir taş bulacaklarını söyler. Toprak kazıldığında tarif edilen şekilde bir mermer taş bulunur. Akşemseddin, kenarda bekleyen ağanın mahcubiyetini gidermek için çınar fidanlarının silahdar ağanın hatırası olarak yerlerinde bırakılmasını ister.Bugün Eyüp Sultan Camii’nin avlusundaki parmaklık içinde göğe ser veren çınarlar işte beş yüz küsur sene evvel dikilen o fidanlardır. Bazıları burasının aynı zamanda Eyüb Sultan Hazretleri’nin cenazesinin yıkandığı yer olduğunu da rivayet eder.
Devamı
Devamı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





