Ey İslam Ümmeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ey İslam Ümmeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2013

Edep Kalite Ölçüsüydü


Küçükler bunu yapmazlarsa hep küçük kalacaklarını bilirlerdi, çünkü edepli olmak “bizim zamanlarda” yaşayan, hayatları ile “efendi” ve “hanımefendi” kelimelerine hakkını veren güzel insanların önemsediği bir şeydi. Çünkü bu insanlar kendilerinden önce, diğer insanları düşünen, fedakâr, diğerkam ve hasbi insanlardı. Onlar için kendi dışındakilerle uyumlu yaşamak çok önemliydi. Sadece insanlarla mı? Onlar kurtla, kuşla, taşla, toprakla, kısacası bütün mahlukatla ahenk içerisinde yaşamaya önem verir, kimseye ellerinden ve dillerinden bir zararın gelmemesi için kılı kırk yarar, titizlik gösterirlerdi.

Bu insanların sabahları bindiği şehir hatları vapurunun gecikmesi normaldi, çünkü birbirlerini buyur etmekten bir türlü vaktinde vapura binemezlerdi. 
Edeple bezenmiş müstesna hayatlardan alınmış bu kareler toplumun her köşesinde görülebilecek derecede yaygındı, çünkü bu toplumun en belirgin özelliği edepli ve terbiyeli olmasının da ötesinde edebi bir insanlık vasfı olarak baş tacı etmesiydi. Edep İslam ahlakının nakış nakış dokuduğu bu toplumun hayata yansıyan karelerindeki en belirgin tondu. O ton, insanların sadece birbirleri ile muamelelerini değil, bütün mahlûkatla muamelelerini derinden etkiliyordu, çünkü insanların kalitesi ve kıratının ölçüsü edepten nasipleri kadardı.


20 Haziran 2013

Dindara Ve Dine Yönelik Rezil Bir Saldırı



Yirmi günde, maskeler çıkar, saflar belirir, kimileri ‘fabrika ayarları’na döner ve kalblerinde maraz olanlar da kendilerini belli ederken; ben asıl işte bunu gördüm.

Sözümona ‘masum çevre duyarlılığı’ ile takdim edilen, faraza öyle olsa bile savunulamaz bir çapulculuğa, başbakana odaklanmış görünse de esasen dindara ve dine yönelik rezil bir saldırıya ve sefil bir darbe girişimine dönüştüğü halde ‘savunulan’ bu eylemlerin ‘taşıyıcısı’ durumundaki unsurlarda saklıydı bu ipuçları.
Şu çok açık: Bu ülke, ümmet ve bütün yerküre, iman-küfür mücadelesinde ‘postmodern’ bir dönemece girdi, giriyor.
Bundan böyle, bu mücadelede şer cephesi ‘kuvve-i şeheviye’ üzerinden bir saldırıya odaklanacak; imanla ve mü’minle olan mücadelesini nefis ve haz merkezli olarak yapacak; ve bunun için özellikle kadınlar ve gençler üzerine oynayacak... Mücadele çetin ve uzun süreli olacak; evlerimiz, eşlerimiz, çocuklarımız hedef alınacak...
Yirmi günlük yıkıcı şer taarruzunda eteklerdeki taşlar dökülürken, ben perde gerisinde işte bunu gördüm.

 

8 Ocak 2013

Evdeki Hanımlara Hakaret Ediliyor

 En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim; oldum olası çalışmayan kadın tiplemesine ve adlandırmasına gıcık olmuşumdur. Ev hanımlarını, “evde oturan, pek bir işe yaramayan, çalışmayan kadın” şeklinde biraz aşağılayan ve rencide eden yakıştırmalar, aslında pek de bize ait olmayan bir düşünce yapısının ürünleridir. 
Öyle ki bu düşünceye göre bir kadının çalışmasının tarifi, mesai kavramı içerisinde, beden ve zihin gücünü ticari bir kaygıyla, bir şirketin veya bir şahsın emrine amade kılmasıdır. 
Gününün ve gücünün önemli bir kısmını patronuna bağışlayan bir kadın portresinden sağlıklı bir neslin yetişmesini beklemek pek mümkün değildir.
“Çalışmayan kadın” olan ev hanımlarının evde yan gelip yattıkları pek olası bir durum değildir. Hele de çocuklu ev hanımları için, çocuklarıyla ilgilenmek, eve çeki düzen vermek, komşularıyla sürekli ve iyi bir şekilde irtibat halinde olmak, çocuğunun ve kocasının bütün insani ve ruhi ihtiyaçları ile hemhal olmak, kısaca çalışmak doğal bir hal almıştır. Bütün bunların üstüne bir de, “çalışmayan kadın” gibi hoyrat ve acımasız bir yakıştırmayı da kabul etmek zorunda bırakılmaları işin ilginç ve komik tarafı. “Çalışan kadın” ın ise sabah evden çıkması (çocukların sağda solda, kreşte perişan olması) ve akşam barut gibi eve gelmesi onun çalıştığını kanıtlamaya maalesef yetiyor ve artıyor.
“Açılım” kelimesinin bu kadar popüler olduğu bir dönemde, evlerinde var güçleriyle çalıştıkları halde “çalışmayan kadın” gibi hakaretlere maruz bırakılan hanımlar için de bir açılım getirilmesini şiddetle öneriyorum.

Sıddık Kaman  (27 Yaşında, Bankacı)



Kaynak

16 Aralık 2012

Kadın Yakıştığı Yerde Evinde Kalsın

Kadın ekonomik bağımsızlığın peşinden neden böylesine koşar? Yapısı itibari ile erkeğe tâbi olması gerekmez mi? Yoksa bu bir EGOnomik bağımsızlık mücadelesi mi?
Ben ekonomik nedenlerden dolayı çalışmıştım ama gözlemlediklerimin çoğu EGOnomik nedenlerden ötürü çalışıyor. Evet, bence erkeğe tabi olmak gerek, bu aslında daha huzur veren bir durum. Ancak erkeğin de buna yardımcı olması gerek, kadını pasifize ederek böylesine zorlu şartlara itmemeliler. Çünkü bilmeliler ki ve hatta çok iyi biliyorlar ki, kadın için çalışma sahası hiç temiz değil. Kadınlarınız çalışmıyor arkadaşlar, yuvalarından, “eş”likten, “ana”lıktan kopuyorlar gitgide soyutlanıyorlar ve soyuluyorlar. Çalışan eş, yatağınızdan, sofranızdan ister istemez uzaklaşır. Bugün kadınlar gerçekten erozyona uğramış durumda. Evde ya iki “kadın” var ya iki “erkek”… Oysa bir erkek bir kadından oluşur evlilik. Uzun zamandır yakından tanıdığım bir kadın, çalışmaya başladıktan sonra, yıllardır evli olduğu kocasını, artık beğenmez oldu. Tahammül gücü zayıfladı, iş yerindeki yetkili biri tarafından taciz edildi falan. Bu gibi örnekleri çoğaltabilirim. Bırakın kadın ait olduğu, yakıştığı yerde, evinde kalsın.

Nevin Ünal (29 Yaşında, 9 Yıldır Çalışıyor)
Kaynak

5 Aralık 2012

Allah'a Karşı Edepli Olmak

Özellikle de Allah'a karşı edepli olmanın niteliğini taşıyan daha güzel bir örneği de İbrahim (AS)'ın şahsında Allah Teâlâ Kur'an'da şöyle açıklamıştır: Hz. İbrahim muarızlarına seslenerek, 
 "Benim dostum ancak alemlerin Rabbı olan Allahtır. Beni yaratan ve doğru yola eriştiren O'dur. Beni doyuran ve içiren O'dur. Hasta olduğum zaman bana şifa veren de O'dur."(17)
 Dikkat edilecek olursa, İbrahim (AS) hayırlı olan şeyler için "veren O'dur." derken hastalığı için "beni hasta eden O' dur."tabirini kullanmamıştır. Çünkü böyle bir ifade nede olsa bir şikayet manası hissedilmektedir. İbrahim (AS) böyle bir ifade tarzını, mü'minin terbiyesine ve nezaket ölçülerine uygun bulmamış olacak ki, ayette zikredilen tüm nîmetleri Allah'a, isnat ederken hastalığını kendisine hamletmiş, "hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur" demiştir. 
Bunun bir benzerini yine Kur'an'da görmekteyiz. Fatiha Suresinin son bölümünde; "Bizi sırat-ı müstekîme, nîmet verdiğin kimselerin yoluna erdir. Gazaba uğrayanların yoluna değil" (18) derken, yine Allah Teâlânın öğrettiği bir terbiye gereği olarak hidayet Allah'a nispet edilirken, doğru yoldan saptırma (ıdlal) Allah'a nispet edilmemiştir. Yine "Gazab ettiğin kimselerin" yerine, edeben "Gazaba uğrayanların" tabiri kullanılmıştır.

Tamamı

4 Ağustos 2012

Terör

Türkiye'deki yaşadığımız terör; Irak'tan, İran'dan, Suriye'den, İsrail'den, Almanya'dan, İngiltere'den, Fransa'dan ve Rusya'dan bağımsız değildir. İşte bunu en güzel şekliyle anlatan Karikatür.