22 Şubat 2012

Kahrında Hoş Lütfunda Hoş


Gelse celalinden cefa Yahut cemalinden vefa, İkisi de cana safa:
Hoştur bana senden gelen Ya gonca gül, yahut diken 

Ya hilattir, yahut kefen
 
İster ağlat, ister güldür İster şad et, ister öldür
Kahrında hoş lütfunda hoş

20 Şubat 2012

KİMYASAL Deterjanların Zararları

Ev temizliğinde kullanılan deterjanlar, mikroplara ne kadar zarar veriyorsa akciğer, karaciğer ve beyne de aynı şekilde zarar verir. Bütün hastalıklara, ayrıca mantara yol açar. Klorlu deterjanlar (Tuz ruhu, çamaşır suyu, kezzap) bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep olur. 

Bu kimyasal maddeler nasıl vücudu yıpratır zarar verirse hastalıkları tedavi için kullanılan bütün kimyasal ilaçlar ve haplar da (Ağrı kesici dâhil) vücudu yıpratıyor ve zehirliyor.

Kaynak

Kaymaklı Sünger Tatlısı

Hazır kaymağım varken sünger tatlısı yapayım istedim çünkü hafif bir tatlı ile kaymak çok güzel yakışıyor, seneler önce çok yaptığım bir tatlı çeşidi idi.

3 Yumurta ile 1 Su Bardağı Şekeri iyice çırptım sonra
1 Su Bardağı Yoğurt
2 Su Bardağı Un
1 Kabartma Tozu
½  Vanilya’yı ilave ettim
175 derecede pişirdim


Önceden hazırladığım soğuttuğum şerbeti üzerine döktüm
3 Su Bardağı Su
3 Su Bardağı Şeker

13 Şubat 2012

Fırın Temizleyicilerin Zararı

Fırın temizleyicilerde çeşitli zehirli maddeler bulunmakla birlikte en büyük tehlikeyi deriyi yakıp geçebilen asit ile gözler ve ciğerler için son derece tahriş edici olan amonyak oluşturur.
Sprey tüplerindeki fırın temizleyicileri ise minik asit ve amonyak damlacıklarını kolayca solunabilecek, cilde ve gözlere temas edebilecek formda havaya dağıttıkları için tehlikelidir.

Soğanlı Yumurta

Soğanlı Yumurtayı  severdim Osmanlıda önem verilen bir yemek olduğunu da öğrenince daha da çok sevdim :)
 

Bizler soğanları yemeklik doğrayıp kavurup yumurta kırardık netten Osmanlıda nasıl yapılıyormuş diye baktığımda bu siteyle karşılaştım  ben aynı baharatları koymadan ve daha kısa sürede yaptım çünkü soğanlarım erken pişti :)

3 Kişilik Malzeme

3 Büyük Soğan
½ Çay bardağı zeytin yağ
25gr Tereyağ
4 Yumerta
Tuz

Soğanı halka halka doğradım, yağları da ilave edip teflon tavada kısık ateşte pişirdim, 40 dakika falan sürdü,tuzu piştikten sonra ilave edip yumurtaları kırdım. Sofrada beğenildi az bile geldi..bence çok lezzetli bir yemek .. :)


Abdülmecit(1839-1861) döneminden itibaren her yıl ramazanın on beşinde Topkapı Sarayı’nda hırka-i şerif ziyaretinde padişaha özel iftar yemekleri hazırlanırdı. Yemekleri pişiren Enderun efendileri arasında özellikle soğanlı yumurtayı en güzel şekilde yapma merakı vardı. Eğer padişah bu soğanlı yumurtayı beğenirse o yumurtayı yapan kişiyi kendisine kilercibaşı seçerdi.

11 Şubat 2012

Şampuan

ABD'nin Kuzey Carolina Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, bazı şampuanların içinde bulunan "Dietanolamine-DEA" isimli maddenin beyinde hücreleri öldürdüğünü ortaya çıkarmıştır. 1978 yılında Marmara denizinde 126 balık çeşidi varken bu gün bu sayı 25 çeşide inmiştir. 
2050 yılına kadar da denizlerdeki canlıların %98 inin yok olacağı tahmin edilmektedir.

6 Şubat 2012

Portakal Reçeli


Malzemeler:
5 orta boy portakal
5 su bardağı şeker

Yapılışı da çok basit portakalları patates soyacağının soyun ; acılık olmasın diye













( bu sefer rendeledim, rendelediğim kabukları küçük poşetlere koyup buzluğa kaldırdım kekler için.)
bu daha çok hoşuma gitti değerlendirdiğim için.



Portakalları dilimledim şekerleri üzerine koydum birkaç saat bekledikten sonra kısık ateşte yarım saat pişirdim. 


Portakal Kabuğunun Faydaları


 

Kitap Okuma Rüzgarı 

 

Makbul insan çok bilen insan değildir. Makbul insan Allah katında az da olsa ihlasla, takvayla amel eden insandır. Tabii dengeler yerinden oynayınca, modern toplumda makbul insan kim oldu? Çok bilen insan, çok etiketli insan, çok maaş alan, çok tüketen insan oldu… Oturduğu zaman carcar konuşan, ahkam kesen, entelektüel kapasitesi yüksek insan makbul oldu.


2 Şubat 2012

Kalp Kırmak

Bugün Ruhul Furkan da Sakalın öneminden çok bahs etti.Ben sadece onunla ilgili çok kısa Mirza Katiil diye tanınan bir şairin kıssasını burada paylaşayım inşallah.

Bir kişi,bu şairin hikmet ve marifetli sözlerinden etkilenerek bu şiirlerin sahibinin,ruhu ve kalbi tertemiz olan büyük bir kimse olduğunu itikad edip,onu görmek için yola çıkmış.
Kapısına vardığında onun sakalını traş ettiğini görünce,şaşırarak;
Sübhanallah! Sen sakalını mı traş ediyorsun? demiş.
Bunun üzerine Mirza Katiil;Evet sakalımı traş ediyorum amma kimsenin kalbini kırmıyorum,diye cevap verince,O kişi;Evet sen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in kalbini kırıyorsun,demiş.
Bunu duyan Mirza Katiil baygınlık geçirmiş,ayıldığında ise,
''Allah seni hayırla mükafatlandırsın,bu sözünle benim gözümü açtın ve beni kalbimin ruhuna ulaştırdın'' mealinde farsça bir beyit söylemiş..
Ruhul Furkan c.5 s.748 

30 Ocak 2012

Evde temizlik kısır yapıyor!

Araştırmaya göre , Evde kullanılan temizlik ve kişisel bakım ürünleri insanları zehirliyor. Bu ürünlerdeki çeşitli maddeler kısırlık , kanser , astım , akciğer ve böbrek hasarı yapabiliyor.

Bugün ün haberine göre; TÜBİTAK tarafından yayınlanan Bilim ve Teknik dergisinin son sayısında yayımlanan bir araştırma evlerimizde kullandığımız temizlik ve kişisel bakım ürünlerinin ne tür tehlikeler içerdiğini göz önüne seriyor.

Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Adil Denizli ve Doç. Dr. Handan Yavuz un kaleme aldığı "Evdeki zararlı maddeler" adlı makalede , birçok evsel ürün ve kozmetikte bulunan PFC adlı kimyasal maddenin kadınlarda doğurganlığı azalttığını belirtiyor.

Alıntı

Müslüman, Evinde Huzurludur

Anadolu Selçuklu devletinin başkenti Konya’da ki eserlerde de lale motiflerine rastlanır. Lale ve lâle kültürünün Anadolu’ya Türklerle birlikte geldiği kesindir.Kapitalizm evde oturan adamı sevmez. Evde oturan adama birşey satamaz çünkü. Bu yüzden de, insanın evde sıkılacağına dair yalanlar üretmiştir: mutluluğu, eğlenceyi, neşeyi 'evin dışında' konumlamıştır.

Zavallı insan kardeşlerim de bu oyuna gelir, evde canının sıkıldığı yalanına inanır, dışarı çıkar ve kaçınılma şekilde para harcar. 'Yemeğe çıkmak, sinemaya gitmek, alışveriş yapmak' bir mutluluk biçimi olarak sunulur.

'Evde pineklemek, uyuz uyuz oturmak' gibi tabirlerle de evcimen hayat küçümsenir. Oysa kapitalizmin bu tezgahına karşı, Müslüman, evinde mutlu olan adamdır.
Ö.F.D.
alıntı


29 Ocak 2012

Alerjik Reaksiyon


Kimyasal Deterjanların deriye temasıyla derinin yağını aldığını ve kurumasıyla, çatlamasına hassas kişilerde dermatitlerin oluşumuna neden olduğunu, İyi durulanmamış çamaşırların ciltle alerjik reaksiyonlara, tahrişe ve dermatitlere neden olduğunu biliyor muyuz?

Çeşitli evlerden, lokanta ve yemekhanelerden alınan kimyasal deterjanla yıkanmış ve kullanılmaya hazır olan yemek kaplarında 0.199 – 0.663 mg./lt. kimyasal deterjan saptandığını,
yine aynı çalışmada % 1`lik kimyasal deterjanlı su ile yıkanan yemek kaplarından kimyasalı uzaklaştırabilmek için, kabın cinsine göre 4-8 lt. su kullanmak gerektiğini,
Kimyasal Deterjanla yıkanmış, iyi durulanmamış veya silinmemiş yemek kaplarından günde 75 mg. Kimyasal alındığını, bebeklerde bunun 250 mg.`a çıktığını ve

gene günde 35 mg.`ın üstündeki dozların hayvanlarda iltihabı ve atrofik değişiklikler yaptığını, ağız yolu ile 2,5 ml./kg. kimyasal deterjan verilen tavşanlarda mide mukozasında petesial ülserasyon meydana geldiğini biliyor muyuz?

Tamamı

28 Ocak 2012

Bayat Ekmek Poğaçası


Az evvel bir sitede okuduğum ve çok önemli olan israfı önemseyen bir kardeşimizin yazısının burada paylaşıyorum yazının devamını ve tarifi isteyenler buraya tıklaya bilirler.


Yemeğe gittiğim bazı evlerde şöyle bir durumla karşılaşıyorum; Ekmek kesilecek mesela evin hanımı diyor ki yeni aldığın ekmeklerden kes elindekiler bayat, dünden kalma. Aklınca misafirlere jest yapıyor taze ekmek vererek.

Ama bir günlük ekmeğe bayat muamelesi yaparak milyonlarca aç insanla dalga geçiyor adeta. Taze ekmeklerin bir kısmı sofrada yeniyor, ama misafilerin her biri birer ekmek yiyecekmiş gibi alınan ekmekler de kalıyor illa ki.
Bayat ekmeklerin sayısı katlanarak artmış oluyor böylece. Bu ekmeklerin bir kısmının sonu çöp oluyor haliyle.

Bir de elektrik direklerine asılmış poşette ekmekler görüyorum sık sık. İhtiyacı olanlar alsın bayat ekmekleri diye yapılmış muhtemelen. Ama burda da şu soru aklıma geliyor; onu alacak insan o ekmeği yiyebiliyorsa eğer sen niye yiyemiyorsun? Taze ekmek yemek sadece zenginlere özgü bir hak mıdır?

Devamı

27 Ocak 2012

Naneli Ayran / Buttermilk Mint

Naneli Ayran / Buttermilk mint


Bir arkadaşın tavsiyesi ile denedim ayranın içine robatta çektiğim
taze naneleri ekledim farklı bir ayran oldu ...

23 Ocak 2012

Hiç Kimse Kendi Başına Bir Şey Olmadı


Hiç kimse kendi başına bir şey olmadı.
Hiçbir demir kendi başına keskin kılıç olmadı.
Mevlana, asla Mevla-i Rum (Rum diyarının efendisi) olamadı.
Ta ki Şems-i Tebrizi'nin müridi olmadıkça.

17 Ocak 2012

Çamaşır Suyu


ÇAMAŞIR SUYU kullanımındaki tehlikeler ....
Kapalı yerlerde uzun süre solunmamalıdır. Açığa çıkan klor, organik maddelerle kanserojen madde olarak bilinen kloroform gibi trialometan oluşturan tepkimeler vermektedir. Klor solunum yollarını tahriş eder. Burun dokusuna zarar verir ve deriyi yakar.

8 Ocak 2012

Ağaç köküyle yaşar, insan da öyle…



“Bizse maziden koptuk, istikbale bağlanamadık. Türkiye bütün kütüphaneleri yakılan, bütün mazisi imha edilen, 600 yılı cerrahi bir ameliyatla içtimaî uzviyetinden koparılıp atılan bedbaht bir ülke. Oysa milletin ana vasfı devamlılık... Türk milleti... Hangi millet? Bu millet 10 senede bir değişen hafızasız nesiller amalgamı..."  Cemil Meriç

20 Aralık 2011

Pabucu Dama Atılmak

Pabucu Dama Atılmak

Osmanlı döneminde esnaf ve sanatkarların bağlı bulunduğu teşkilat, ticaretin yanında sosyal hayatı da düzene sokuyordu. Kusurlu malın, malzemeden çalmanın ve kalitesiz işin önüne geçmek için de ilginç bir önlem alınmıştı.
Bir ayakkabı aldınız veya tamir ettirdiniz diyelim. Ama kusurlu çıktı. Böyle durumlarda heyet şikayeti ve sanatkarı dinliyor. Eğer şikayet eden gerçekten haklıysa, o ayakkabıların bedeli şikayetçiye ödeniyordu.
Ayakkabılar da ibret-i alem olsun diye ayakkabıyı imal edenin çatısına atılıyordu. Gelen geçen de buna bakıp kimin iyi, kimin kötü ayakkabı tamir ettiğini biliyordu. Böylece pabuçları dama atılan ayakkabıcı maddi kazançtan da oluyor ve gerçekten pabucu dama atılmış oluyordu.

17 Kasım 2011

Ne yaptıysak onunla gideceğiz


Vakti saati gelince her ölümlü gibi o zengin de vefat eder. Cenazesi yıkandıktan sonra, oğulları İki eski çorabı alıp getirirler ve

"Hocam, babamızın vasiyeti var, şu eski çorapları, babamızın ayaklarına giydireceğiz." derler. Cenazeyi yıkayan hocaefendi, bu istekleri kabul etmez. Israrlarını da reddeder. Bu sefer müftüye çıkarlar. O da, "Dinimizde böyle bir şey olmaz." diyerek kesip atar.

Onlar da ister istemez, babalarının bu önemli vasiyetinden vazgeçmek zorunda kalırlar. Cenazeyi kabre defnedip evlerine dönünce komşularından birisi, elinde bir mektupla gelir ve "Babanız, vefatından önce bana böyle bir mektup vermiş." ve

"Bunu oğullarım benim cenazemi gömüp eve dönünce kendilerine verirsin, demişti." der. Oğullar, merakla babalarının mektubunu açar ve başlarlar: "Evlâtlarım, işte gördünüz ki o kadar zenginliğime rağmen dünyadan, bir çift eski çorabımı bile kabrime götüremedim. Kefenin cebi yok.

Alıntı

31 Ekim 2011

Gölge Avlayan Avcı


“Dünyâya gönül verenler, tıpkı gölge avlayan avcıya benzerler. Gölge nasıl onların malı olabilir? Nitekim budala bir avcı, kuşun gölgesini kuş zannetti de onu yakalamak istedi. Fakat dalın üzerindeki kuş bile bu ahmağa şaştı kaldı.”
Aslında bir gölgeden ibâret olan dünyayı hedef almak ve gölgeleri aslî zannetmek, insanın, bütün gayret ve himmetini zıll-ı zevâl denilen, yani kaybolmaya mahkûm gölgeler üzerinde yoğunlaştırması, akıl ve iz’ân kârı mıdır?!. İşte bu hâl, gölgeleri avlamakla kendini avutan gâfil avcıya benzemek demektir ki, insanın eline nedâmet ve hüsrandan başka bir şey geçmez.



En büyük nedâmet sebeplerinin başında “zaman”ın boşa harcanması gelir. Ölümü bilen, fânî dünya lezzetlerine, yolculuğunu bilen de dünya misafirhânesindeki fânî oyuncaklara aldanmaz! Çünkü eşyâ, ondan ayrılmayacak bir sûrette dünya misafirhânesine âittir. Bütün fânî nîmetler, bir kişide toplansa ve o, huzur ve saadet içinde bin yıl yaşasa ne fayda!… Sonunda gideceği yer, bu kara toprağın altı, bu yağız yerin bir çukuru değil midir?
Yâ Rabbi!..
Bizi, fânî “vakitlerimiz tükenmeden”, “ömür güneşimiz batmadan” intibaha gelenlerden eyle ki, dünyaya dalıp da kendisini bir bardak suda helâk edenlerin pişmanlık dolu âkıbetlerine düşmeyelim!..
Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbim! Hayatımızı ve ölümümüzü sâlih kullarına lutfettiğin bereket, nîmet, ulvî güzellikler ve sana vuslat ile müzeyyen ve mükerrem kıl!..
Âmin.


İnsan Denilen Muammâ s.91