19 Mart 2013

Kul Hakkı

Deterjanların %10-30 u yüzey aktiflerden oluşmaktadır. Bu maddelerin parçalanabilirliği (biyodegredasyon) çok önemlidir. Nitekim genelde parçalanması zor olan bu maddeler, su ve toprakta bozulmadan kalıp, akarsularla göl ve denizlere ulaşması buralarda yaşayan canlıları ve onlarla beslenen insanların sağlığını tehdit etmektedir. 

Deterjan katkı maddesi olarak kullanılan fosfat çevre ve insan sağlığına zarar vermektedir. Türkiye`de üretilen deterjanlardaki  fosfat oranı yüzde 15-30 arasında iken  Avrupa`da bu konuda getirilen sınırlamalarla  yüzde 1-5 arasında kullanılmaktadır. Fosfatlar ve diğer deterjan kirlilikleri nedenleri ile de birçok balık türü yok olmaktadır.1978 yılında Marmara denizinde 126 balık çeşidi varken bu gün bu sayı 25.

Kaynak



4 Mart 2013

Ev Yapımı Bulaşık Makinası Deterjanı

Sonunda bu tarifi denedim ve 4 gündür bu deterjanla bulaşıkları yıkadım ve çok memnun kaldım.

Tam 26 çorba kaşığı deterjanım oldu yani yirmi altı kere kullanabilirim ve sadece 26 silme çay kaşığı bint deterjanından ilave edip kavanoza koyup çalkaladım nemlenmesin diye devamlı kapalı tutuyorum hafif nemlenir gibi oldu kavanozu her kullandığımda çalkalıyorum.




İşte Tarif Burada:

Gerekli Malzemeler:
1.Bir su bardağı boraks (Kimyevi madde satıcıları, eczane ya da aktarlardan temin edilebilir)
2.Bir su bardağı karbonat yada çamaşır sodası
3.Bir yemek kaşığı kaya tuzu
4.Bir yemek kaşığı limon tuzu


Bütün maddeleri bir kavanozda karıştırın ve kapağı kapalı olarak muhafaza edin. Makinenizin deterjan bölümüne bu karışımdan bir yemek kaşığı yarım yada bir çay kaşığı da normal deterjanınızdan ilave edip bulaşıklarınızı en doğal şekilde temizleyebilirsiniz. Bu şekilde maruz kalınan zaralı maddeleri minimize etmiş oluruz. Suları çok kireçli olan bölgelerde doğal deterjanın verimi yüksek olmaz.
Ayrıca zorlu kirlerin üzerine  bu karışımı döküp temizleyebilirsiniz.

Kudret Livaoğlu
Kimya Yüksek Mühendisi








Deterjanlar, Mikroplara Ne Kadar Zarar Veriyorsa İnsana da Verir.

KİMYASAL Deterjanların Zararları

 







25 Şubat 2013

Teflonda Waffle



Waffle, Belçika asıllı bir hamur tatlısıdır





Teflonda denemek istedim fena olmadı.



Malzemeler:

  • 2 yumurta
  • 1 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 1 çay kaşığı tuz
  • Yaklaşık 1,5 su bardağı un
  • 1 su bardağından biraz fazla süt
  • Çeyrek su bardağı sıvı yağ 





Yapılışı:

  1. Yumurtaların aklarını ve sarılarını ayırın. Yumurta akını vanilyanın yarısıyla mikserle köpürene kadar çırpın.
  2. Yumurta sarılarıyla toz şekeri de ayrı bir kapta çırpın.
  3. Köpürttüğünüz yumurta akı vanilya karışımının üstüne süt, sıvıyağ, kabartma tozu, kalan vanilya ve tuzu ekleyip karıştırın. Karıştırmaya devam ederken bir yandan da yavaş yavaş unu dökün.
  4. Son olarak Çırptığımız yumurta sarısı ve şeker karışımını da ekleyip karıştırın.
  5. Waffle makinesi yada tost makinesi veya teflon tavada birer kepçe dökerek 5-6 dakika pişirin

Tarifi Buradan Aldım  

Bu tarif daha önce denediklerinden basit geldi ...

 


20 Şubat 2013

Görgü Kuralları: Frenk Tarzı Hayatın Kartviziti

Şimdi o zamanlarda yaşamıyoruz. Önce büyüklerdeki güzel halleri yitirdik. Hal gidince büyüklük kalmadı tabii. Zaten zaman öyle döndü, devran öyle değişti ki artık büyüklüğün tarifi de farklı. Tevazu, teenni, itidal, vakar, hasbilik, fedakârlık, muhabbet, emanet ve ahde vefa, tazim, hilm, müsamaha, cömertlik, iffet, hayâ, sadakat gitti; yerini, egoizm, gurur, kibir, büyüklenme, fırsatçılık, yağcılık, dalkavukluk, ferdiyetçilik, övünme, hava atma, şatafat, lüks severlik gibi kötü sıfatlar aldı. 
Artık iltifat, bu sıfatlarla işini gören, köşeyi dönen, düşene bir tekme de kendisi atan yeni tiplere. İşte adabı muaşeret kitaplara bu yüzden girdi ya… Yaşanmayan, unutulmaya yüz tutmuş kuralları ancak kitaplarla muhafaza edebilirsiniz. 
Zaten “Adabı Muaşeret” kavramını artık kimse kullanmıyor. Bu kavramın yeni ismi görgü kuralları oldu. İsmiyle birlikte muhtevası de değişti tabii. Frenk diyarından ithal, bizimle ilgisi olmayan bir hayat tarzını önceleyen kurallar dizisine dönüştü. Bu kurallar bir arada yaşamanın edebini talim etmiyor, Frenk diyarından ithal asri hayatların birbirine kartvizit oluyor. Adabı Muaşeretin gerektirdiği hayat tarzını inkâr eden bahtsızlar bir arada yaşamanın değil yekdiğerine üstünlük sağlamanın usturuplu yollarına görgü diyorlar. Bunlar için kendisi gibi olmayan görgüsüz, olup da küçümsedikleri ise sonradan görme…
Adabı Muaşeretin yerini görgü kurallarına bırakmasının bir hayat tarzının diğer hayat tarzına üstünlük sağlamasından daha fazla bir anlamı var.
Aslında ne olduysa varlık, zaman ve mekân algısının şirazesi kaydığı için oldu. Neredeyse tüm doğrular yanlış, tüm yanlışlar doğru olarak görülür oldu ki şaire; 
Lügat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar söyleyin bana, ben kimim? 

17 Şubat 2013



İslamın inceliklerine daha çok dikkat eden bir kardeşine, 
açık olan diğer bir kardeşine gösterdiğiniz kibarlığı göster miyorsunuz 
hatta kin dahi besliyorsunuz... neden ?

9 Şubat 2013

Kurutulmuş Hurma



Lütfiye ablanın kurutulmuş hurmaları çok nefisti tamamen doğal.

Tam olgunlaşmadan üst ve alt kısmını ellemeden kabuklarını soyarak ipe dizmiş ve sabah güneşi alan balkona  asıp kurutmuş ellerinize sağlık




5 Şubat 2013

Früktoz, Gerçekten Meyveden Mi Elde Ediliyor?

Früktoz, meyvelerdeki şekere verilen isim. Doğal yolla, yani meyveden ve dozunda alındığında zararı yok.  Ancak, piyasada satılan ve hazır gıdalarda kullanılan früktoz, kimyasal yolla elde ediliyor. Maalesef kaynağı meyve değil, mısır!
Meyvelerde hem früktoz hem glikoz hem de sakaroz var. Bunların içinden früktozu ayırmak hem çok zor hem de çok pahalı.
İnsan doğasına aykırı olduğu için şeker zehir oldu.


Tamamı

31 Ocak 2013

Kiviyi Kolay Yeme Yöntemi :))


Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cuma gününü anlattı ve:

‘Onda öyle bir saat var ki Müslüman bir kul o saate denk getirerek namaz kılıp Allah-u Teâlâ’dan bir şey isterse, Allah ona isteğini mutlaka verir’ buyurdu.
Buhari 895, Müslim 852/13

29 Ocak 2013

Tesettür bir bilinç göstergesidir

Tesettür bir bilinç göstergesidir. Tesettürlü olan bir mümine; 'ben Allah'ın ayetlerinden gafil değilim ve sorumluluğumu yerine getiriyorum' der dolaylı yoldan. Tesettür bilinci, bilinçsizlerce iyice tahrife ve tahribe uğramış durumda. 
Temeli bilince dayanan tesettür nasıl olur da bilinçsizce kullanılır. Örtünme sadece saçları gizlemek midir ? Bunlara elbette kocaman bir 'hayır' diyoruz. Tesettür bir kimliktir. Kimliğiniz ne kadar belirgin olursa işte o zaman doğru olanı yapmış olursunuz. Belirsiz, karmakarışık kimliğe sahip olanlar kafalarını sarıp gerisini koyvermekten başka bir şey yapmıyorlar. Dişiliğinizi göstermek yerine kişiliğinizi gösterin. Müminlerin annesi olan Hz. Aişe radıyallahü anhâ ona hadis ve soru sormak için gelenlere, peçeli bir vaziyette, perde arkasından ve sesini değiştirerek görüşüyordu. Tesettür işte budur. Tesettür kocaman bir derya iken onu sadece başı örtmekle sınırlandırıp gölet haline getirmeye kimsenin hakkı yoktur.
Alıntı

28 Ocak 2013

Kadınla Erkeğin Rol Karmaşası

Bu devirde modernliğin ölçüsü; içi doldurulmamış boş bir söylemle de olsa kadın haklarını savunmak, gericiliğin ölçüsü de kadına asli vazifelerini hatırlatmak oldu. Geçen hafta sosyolog yazar Ali Bulaç beyefendi (Zaman Gazetesi 14 Ocak 2013) kadının çalışması ve kadın fıtratının bozulmasının etkisi ile ilgili yazdığı yazı sebebiyle kelimenin tam anlamı ile taşa tutuldu.

....

Öncelikle Habertürk Gazetesi gibi gazete ve internet sayfalarında boy boy çıplak kadın fotoğrafları sergileyen, kadın bedenini erkeklere peşkeş çekerek para kazanmaya çalışan gazetelerin kadın hakları savunması trajikomik bir durumdur. Kadına yapılan en büyük şiddet bedeni üzerine yapılansa bu gazeteler kadının hem bedenine hem ruhuna en büyük kötülüğü yapıyorlar. Eğer kadınlara değer veriyorlarsa önce gazete satmak için kadın bedeni satmaktan vazgeçsinler.
Ali Bulaç ne söyledi de bu kadar kızdılar? Ali beyin en çok eleştiri alan cümlesi şuydu:

“…Liberal kapitalist piyasa ise kadını farklı çerçevede evin dışına çıkmaya zorluyor; anneliği ve ev hanımlığını itibarsızlaştırıyor; pozitif ayrımcılıkla kadın yuva kurmuyor; erkekler bu şekilde kışkırtılmış kadınlarla evlenmek istemiyor; sonuçta olan yine kadına oluyor.
Birkaç tanesinin iyi durumuna karşılık yüz binlercesi iş-aş peşinde koşturuyor, yalnızlık içinde hayatını sürdürüyor, bir süre sonra saçını başını yoluyor ama iş işten geçiyor.
Erkeğin fıtrî rolünü kaybetmesi onu kadına karşı acımasız şiddete, vahşi cinayetlere sürüklüyor, sonunda kadın devlete sığınıp kendini devletleştiriyor. Şimdi devlet her eve polis tayin edecek hale geldi.”
Tamamı

24 Ocak 2013

Edep İsteyen Edepli Bulsun



Peki ne yapmak lazım? Öncelikle herkesi tek tipleştiren, sıradanlaştıran, bayağılaştıran bu sürece karşı çıkmanın tek yolu bu hayat tarzına teslim olmamaktan geçiyor. Bizim hayatımız edebi baş tacı yapan bir hayat olmalıdır. Bizler sıradan ve bayağı olamayız, çünkü hayatımıza yüklediğimiz anlam buna sığmayacak kadar aşkın ve yüksek bir hakikatten besleniyor. Biz gönderiliş amacını “güzel ahlakı tamamlamak” olarak tarif eden bir Peygamber’e ümmet olmakla şereflenmişiz. Kendisine benzemenin hayat gayemiz olduğunu bildiğimiz, Kur’an’da yüksek bir ahlak üzere gönderildiği ifade edilen bu güzeller güzeli kendi edebinin bizzat Cenab-ı Hak tarafından talim edildiğini ifade ediyor. Bu yüzden edep dinimizin en önemli umdelerinden birisidir. İmanın kemale ermesi edep iledir. 
Hz. Mevlana öyle söylemiyor mu: “İman nedir, diye aklıma sordum. Aklım da kalbimin kulağına eğilip; İmân edepten ibârettir, diye fısıldadı.”
Edep insan olmak, hayvanlıktan sıyrılmak ve en yüce insanlık ufkuna erişmeye çalışmaksa edebi öğrenmek, edeplenmek ve edepli olmak en başta gelen dini vazifelerimizden birisi oluyor.
Peki, edebi kimden öğreneceğiz? 
Tabii ki edeplilerden. Her ne kadar bir Allah dost “Edebi edepsizlerden öğrendim. Yaptıklarını yapmadım” demiş ama o seviyede olana her gördüğü ve tecrübe ettiği zaten ibrettir. Yola yeni çıkanlar ve gençler, edebi hayatlarının süsü haline getirmiş, edepli olmayı önemseyen güzel örnekler bulup, onların kıyılarında, köşelerinde konuşlanmaya bakmalılar. Bu açıdan neyin edep olup olmadığını uzun uzun anlatmaya gerek olmadığını düşünüyoruz, çünkü edep yazarak, okunarak öğrenilecek bir şey değildir, görerek, tecrübe ederek ve hâllenerek edinilecek bir şeydir. Edep kitaptan değil, edepli insandan talim edilir.

Rafine Şeker Zehir, Doğal Şeker Şifa

Prof. Topuz, bilim adamlarının "şeker pancarını" doğrudan doğruya lapa haline getirerek, fareler üzerinde kansere karşı koruyucu etkisi olup olmadığını test ettiklerini belirtti. Yapılan deneyde, 65 fareye radyasyon verip aynı zamanda şeker pancarı lapası vermişler, diğer 65 fareye sadece radyasyon vermişler. Şeker pancarı verilen farelerde, toksidenin yüzde95 oranında azaldığını görmüşler. Prof. Topuz, “Bu çalışma hayvanlar üzerinde yapılmış olsa da ümit verici bir çalışmadır. Doğal şeker pancarının hiçbir zararı yoktur, faydalı bir besindir, tüketilmesi çok faydalıdır” dedi.
Peki, şeker pancarı çok faydalı ve masum bir gıda ise şeker pancarından elde edilen rafine şeker neden zehir? Eskilerin altın değerini biçtikleri şeker, neden günümüzde hemen hemen tüm hastalıkların sebebi olarak gösteriliyor? Şeker mi suçlu, yoksa şekerin rafine işlemi sırasında gördüğü işlemler mi? Gerçekte şeker nedir? Hayatımıza ne zaman ve nasıl girdi? Kaç çeşit şeker var? Atalarımız şekeri nasıl üretip, tükettiler? Şekerin tarihi hangi gerçekleri ortaya çıkarıyor? Yaşamımız için şekerin önemi ne?  Hiç şeker tüketmezsek ne olur? Doğal şekeri doğru tüketmenin yolu ne?
...........

Kısaca, daha çabuk ve daha çok ürün almak için, “en ucuz şekilde ve en çok nasıl üretirim” anlayışı ile şeker pancarı fabrikaya girdiği andan itibaren, çok fazla işlem gördü ve kimyasal katkı maddeleri arttıkça, rafine edilmiş şeker zehir etki ile sofraların “tatlı zehiri” oldu. Bugünkü şeker üretim teknolojileri, o masum şeker pancarını zararlı hale getirdi ve her geçen gün kötüye gidiyor.
O zaman asıl suçlu doğal şeker değil, şeker pancarı ve şeker kamışının kimyasal katkılarla rafine işlemine uğrayıp yapaylaşması veya rafine şekerin genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmesi diyebilir miyiz?
Evet, kısaca böyle özetleyebiliriz. İşin içine yapay kimyasallar girdikten sonra, her ne kadar buharlaştırıp kimyasalları ayrıştırıyoruz deseler de kimyasal madde üretim sırasında şekerin içine işliyor ve tüketen insanın da içine işlemiş oluyor! Aynen filtre edilmiş kahve gibi… 

Tamamı 

23 Ocak 2013

Biz Seni Ancak Âlemlere Rahmet Olarak Gönderdik.


Kandiliniz Hayırlara Vesile Olsun 



"Kim bana bir defa salât ü selâm getirirse, bu sebeple Allâh Teâlâ da ona on misli merhamet eder." Müslim

"Gerçekten (c.c.) ve melekleri Peygambere (s.a.v) salat ederler.Onu (s.a.v) överler.Ey iman edenler sizde Onu (s.a.v) övün ve Ona (s.a.v) salat ve selam edin.Ona (s.a.v) gönülden teslim olun."

AhzabSuresi -56

Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.

Tirmizi

Kıyamette bana en yakın olan, en çok salevat getirendir.

Tirmizi

 

12 Ocak 2013

Kullanılan Temizlik Ürünleri

Bulaşık ve çamaşır deterjanları, yağ çözücü, leke giderici, gibi temizlik ürünleri mikropları nasıl anında eritip yok ediyorsa, akciğer ve beyin hücrelerini de aynı şekilde doğrudan etkilemektedirler. Solunum yoluyla vücuda karışan bu temizlik ürünleri beyin damarlarını, akciğerlerdeki bronşları eritip yıpratır, kana karışır. Kan dolaşımı bozuklukları, MS, alzheimer gibi ağır beyin hastalıklarına, akciğer, karaciğer, böbrek hastalıklarına ve ayrıca kısırlığa yol açarlar. Bu petrokimyasalların belirlenmiş ve belirlenememiş onlarca zararı vardır.

Ayrıca kullanılan temizlik ürünlerinin artıkları deniz suyuna karıştığında denizdeki canlıların ölümüne sebep olmakta, toprağa karıştığında ise bitkilerin ve toprakta yaşayan canlı varlıkların zarar görmelerine sebep olmakta, böylece ekolojik sisteme de zarar vermektedir.

Kullanılan şampuanlarda bulunan “Sodium Lauryl Sulfate” maddesinin ise kanserojen etkisi bulunmaktadır.

Şampuan yerine; hem vücut hem de saç için %100 saf zeytinyağından üretilen doğal sabun kullanmak. Saçlar son durulamada, bir kaba konulacak çok az miktarda sirke katılmış ılık su ile yıkanırsa hem parlak hem de yumuşak olmaktadır.


Tamamı

8 Ocak 2013

Evdeki Hanımlara Hakaret Ediliyor

 En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim; oldum olası çalışmayan kadın tiplemesine ve adlandırmasına gıcık olmuşumdur. Ev hanımlarını, “evde oturan, pek bir işe yaramayan, çalışmayan kadın” şeklinde biraz aşağılayan ve rencide eden yakıştırmalar, aslında pek de bize ait olmayan bir düşünce yapısının ürünleridir. 
Öyle ki bu düşünceye göre bir kadının çalışmasının tarifi, mesai kavramı içerisinde, beden ve zihin gücünü ticari bir kaygıyla, bir şirketin veya bir şahsın emrine amade kılmasıdır. 
Gününün ve gücünün önemli bir kısmını patronuna bağışlayan bir kadın portresinden sağlıklı bir neslin yetişmesini beklemek pek mümkün değildir.
“Çalışmayan kadın” olan ev hanımlarının evde yan gelip yattıkları pek olası bir durum değildir. Hele de çocuklu ev hanımları için, çocuklarıyla ilgilenmek, eve çeki düzen vermek, komşularıyla sürekli ve iyi bir şekilde irtibat halinde olmak, çocuğunun ve kocasının bütün insani ve ruhi ihtiyaçları ile hemhal olmak, kısaca çalışmak doğal bir hal almıştır. Bütün bunların üstüne bir de, “çalışmayan kadın” gibi hoyrat ve acımasız bir yakıştırmayı da kabul etmek zorunda bırakılmaları işin ilginç ve komik tarafı. “Çalışan kadın” ın ise sabah evden çıkması (çocukların sağda solda, kreşte perişan olması) ve akşam barut gibi eve gelmesi onun çalıştığını kanıtlamaya maalesef yetiyor ve artıyor.
“Açılım” kelimesinin bu kadar popüler olduğu bir dönemde, evlerinde var güçleriyle çalıştıkları halde “çalışmayan kadın” gibi hakaretlere maruz bırakılan hanımlar için de bir açılım getirilmesini şiddetle öneriyorum.

Sıddık Kaman  (27 Yaşında, Bankacı)



Kaynak

30 Aralık 2012

Deterjanlar, Mikroplara Ne Kadar Zarar Veriyorsa İnsana da Verir.

Deterjanlar, deriye teması halinde derinin yağını alır, kurumasına ve çatlamasına, hassas kişilerde dermatitlerin oluşumuna neden olur. Giysilerden ve bulaşıklardan deterjanların uzaklaştırılması için bol miktarda su kullanmamız gerekir. İyi durulanmamış çamaşırlar da ciltte alerjik reaksiyonlara, tahrişe ve dermatitlere neden olur.

Çeşitli evlerden, lokanta ve yemekhanelerden alınan deterjanla yıkanmış ve kullanılmaya hazır olan yemek kaplarında 0,199 - 0,663 mg./lt. deterjan saptanmıştır. Yine aynı çalışmada % 1`lik deterjanlı su ile yıkanan yemek kaplarından deterjanı uzaklaştırabilmek için, kabın cinsine göre 4-8 lt. su kullanmak gerekir. Bu da bulaşıkların yaklaşık 6 defa durulanması demektir. Deterjanla yıkanmış, iyi durulanmamış veya silinmemiş yemek kaplarından vücuda günde 75 mg. deterjan alınır, bebeklerde ise 250 mg.`a kadar çıkabilir ve  günde 35 mg.`ın üstündeki dozlar ise hayvanlarda iltihap ve atrofik (daha önce normal bir olan bir organın kuruması) değişikliklere neden olur. Ağız yolu ile 2,5 ml./kg. deterjan verilen tavşanlarda mide mukozasında petesial ülserasyon meydana geldiği deneyler sonucu saptanmıştır.

Ev temizliğinde kullanılan deterjanlar, mikroplara ne kadar zarar veriyorsa akciğer, karaciğer ve beyne de aynı şekilde zarar verir. Bütün hastalıklara, ayrıca mantara yol açar. Deterjanlar, bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep olur. Çamaşırda, bulaşıkta, vücut ve çevre temizliğinde yaygın olarak kullanılan bu kimyasallar üzerinde, uzun uzun düşünmek zorundayız.


Alımtı