30 Ocak 2012

Evde temizlik kısır yapıyor!

Araştırmaya göre , Evde kullanılan temizlik ve kişisel bakım ürünleri insanları zehirliyor. Bu ürünlerdeki çeşitli maddeler kısırlık , kanser , astım , akciğer ve böbrek hasarı yapabiliyor.

Bugün ün haberine göre; TÜBİTAK tarafından yayınlanan Bilim ve Teknik dergisinin son sayısında yayımlanan bir araştırma evlerimizde kullandığımız temizlik ve kişisel bakım ürünlerinin ne tür tehlikeler içerdiğini göz önüne seriyor.

Hacettepe Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Adil Denizli ve Doç. Dr. Handan Yavuz un kaleme aldığı "Evdeki zararlı maddeler" adlı makalede , birçok evsel ürün ve kozmetikte bulunan PFC adlı kimyasal maddenin kadınlarda doğurganlığı azalttığını belirtiyor.

Alıntı

Müslüman, Evinde Huzurludur

Anadolu Selçuklu devletinin başkenti Konya’da ki eserlerde de lale motiflerine rastlanır. Lale ve lâle kültürünün Anadolu’ya Türklerle birlikte geldiği kesindir.Kapitalizm evde oturan adamı sevmez. Evde oturan adama birşey satamaz çünkü. Bu yüzden de, insanın evde sıkılacağına dair yalanlar üretmiştir: mutluluğu, eğlenceyi, neşeyi 'evin dışında' konumlamıştır.

Zavallı insan kardeşlerim de bu oyuna gelir, evde canının sıkıldığı yalanına inanır, dışarı çıkar ve kaçınılma şekilde para harcar. 'Yemeğe çıkmak, sinemaya gitmek, alışveriş yapmak' bir mutluluk biçimi olarak sunulur.

'Evde pineklemek, uyuz uyuz oturmak' gibi tabirlerle de evcimen hayat küçümsenir. Oysa kapitalizmin bu tezgahına karşı, Müslüman, evinde mutlu olan adamdır.
Ö.F.D.
alıntı


29 Ocak 2012

Alerjik Reaksiyon


Kimyasal Deterjanların deriye temasıyla derinin yağını aldığını ve kurumasıyla, çatlamasına hassas kişilerde dermatitlerin oluşumuna neden olduğunu, İyi durulanmamış çamaşırların ciltle alerjik reaksiyonlara, tahrişe ve dermatitlere neden olduğunu biliyor muyuz?

Çeşitli evlerden, lokanta ve yemekhanelerden alınan kimyasal deterjanla yıkanmış ve kullanılmaya hazır olan yemek kaplarında 0.199 – 0.663 mg./lt. kimyasal deterjan saptandığını,
yine aynı çalışmada % 1`lik kimyasal deterjanlı su ile yıkanan yemek kaplarından kimyasalı uzaklaştırabilmek için, kabın cinsine göre 4-8 lt. su kullanmak gerektiğini,
Kimyasal Deterjanla yıkanmış, iyi durulanmamış veya silinmemiş yemek kaplarından günde 75 mg. Kimyasal alındığını, bebeklerde bunun 250 mg.`a çıktığını ve

gene günde 35 mg.`ın üstündeki dozların hayvanlarda iltihabı ve atrofik değişiklikler yaptığını, ağız yolu ile 2,5 ml./kg. kimyasal deterjan verilen tavşanlarda mide mukozasında petesial ülserasyon meydana geldiğini biliyor muyuz?

Tamamı

28 Ocak 2012

Bayat Ekmek Poğaçası


Az evvel bir sitede okuduğum ve çok önemli olan israfı önemseyen bir kardeşimizin yazısının burada paylaşıyorum yazının devamını ve tarifi isteyenler buraya tıklaya bilirler.


Yemeğe gittiğim bazı evlerde şöyle bir durumla karşılaşıyorum; Ekmek kesilecek mesela evin hanımı diyor ki yeni aldığın ekmeklerden kes elindekiler bayat, dünden kalma. Aklınca misafirlere jest yapıyor taze ekmek vererek.

Ama bir günlük ekmeğe bayat muamelesi yaparak milyonlarca aç insanla dalga geçiyor adeta. Taze ekmeklerin bir kısmı sofrada yeniyor, ama misafilerin her biri birer ekmek yiyecekmiş gibi alınan ekmekler de kalıyor illa ki.
Bayat ekmeklerin sayısı katlanarak artmış oluyor böylece. Bu ekmeklerin bir kısmının sonu çöp oluyor haliyle.

Bir de elektrik direklerine asılmış poşette ekmekler görüyorum sık sık. İhtiyacı olanlar alsın bayat ekmekleri diye yapılmış muhtemelen. Ama burda da şu soru aklıma geliyor; onu alacak insan o ekmeği yiyebiliyorsa eğer sen niye yiyemiyorsun? Taze ekmek yemek sadece zenginlere özgü bir hak mıdır?

Devamı

27 Ocak 2012

Naneli Ayran / Buttermilk Mint

Naneli Ayran / Buttermilk mint


Bir arkadaşın tavsiyesi ile denedim ayranın içine robatta çektiğim
taze naneleri ekledim farklı bir ayran oldu ...

23 Ocak 2012

Hiç Kimse Kendi Başına Bir Şey Olmadı


Hiç kimse kendi başına bir şey olmadı.
Hiçbir demir kendi başına keskin kılıç olmadı.
Mevlana, asla Mevla-i Rum (Rum diyarının efendisi) olamadı.
Ta ki Şems-i Tebrizi'nin müridi olmadıkça.

17 Ocak 2012

Çamaşır Suyu


ÇAMAŞIR SUYU kullanımındaki tehlikeler ....
Kapalı yerlerde uzun süre solunmamalıdır. Açığa çıkan klor, organik maddelerle kanserojen madde olarak bilinen kloroform gibi trialometan oluşturan tepkimeler vermektedir. Klor solunum yollarını tahriş eder. Burun dokusuna zarar verir ve deriyi yakar.

8 Ocak 2012

Ağaç köküyle yaşar, insan da öyle…



“Bizse maziden koptuk, istikbale bağlanamadık. Türkiye bütün kütüphaneleri yakılan, bütün mazisi imha edilen, 600 yılı cerrahi bir ameliyatla içtimaî uzviyetinden koparılıp atılan bedbaht bir ülke. Oysa milletin ana vasfı devamlılık... Türk milleti... Hangi millet? Bu millet 10 senede bir değişen hafızasız nesiller amalgamı..."  Cemil Meriç

20 Aralık 2011

Pabucu Dama Atılmak

Pabucu Dama Atılmak

Osmanlı döneminde esnaf ve sanatkarların bağlı bulunduğu teşkilat, ticaretin yanında sosyal hayatı da düzene sokuyordu. Kusurlu malın, malzemeden çalmanın ve kalitesiz işin önüne geçmek için de ilginç bir önlem alınmıştı.
Bir ayakkabı aldınız veya tamir ettirdiniz diyelim. Ama kusurlu çıktı. Böyle durumlarda heyet şikayeti ve sanatkarı dinliyor. Eğer şikayet eden gerçekten haklıysa, o ayakkabıların bedeli şikayetçiye ödeniyordu.
Ayakkabılar da ibret-i alem olsun diye ayakkabıyı imal edenin çatısına atılıyordu. Gelen geçen de buna bakıp kimin iyi, kimin kötü ayakkabı tamir ettiğini biliyordu. Böylece pabuçları dama atılan ayakkabıcı maddi kazançtan da oluyor ve gerçekten pabucu dama atılmış oluyordu.

17 Kasım 2011

Ne yaptıysak onunla gideceğiz


Vakti saati gelince her ölümlü gibi o zengin de vefat eder. Cenazesi yıkandıktan sonra, oğulları İki eski çorabı alıp getirirler ve

"Hocam, babamızın vasiyeti var, şu eski çorapları, babamızın ayaklarına giydireceğiz." derler. Cenazeyi yıkayan hocaefendi, bu istekleri kabul etmez. Israrlarını da reddeder. Bu sefer müftüye çıkarlar. O da, "Dinimizde böyle bir şey olmaz." diyerek kesip atar.

Onlar da ister istemez, babalarının bu önemli vasiyetinden vazgeçmek zorunda kalırlar. Cenazeyi kabre defnedip evlerine dönünce komşularından birisi, elinde bir mektupla gelir ve "Babanız, vefatından önce bana böyle bir mektup vermiş." ve

"Bunu oğullarım benim cenazemi gömüp eve dönünce kendilerine verirsin, demişti." der. Oğullar, merakla babalarının mektubunu açar ve başlarlar: "Evlâtlarım, işte gördünüz ki o kadar zenginliğime rağmen dünyadan, bir çift eski çorabımı bile kabrime götüremedim. Kefenin cebi yok.

Alıntı

31 Ekim 2011

Gölge Avlayan Avcı


“Dünyâya gönül verenler, tıpkı gölge avlayan avcıya benzerler. Gölge nasıl onların malı olabilir? Nitekim budala bir avcı, kuşun gölgesini kuş zannetti de onu yakalamak istedi. Fakat dalın üzerindeki kuş bile bu ahmağa şaştı kaldı.”
Aslında bir gölgeden ibâret olan dünyayı hedef almak ve gölgeleri aslî zannetmek, insanın, bütün gayret ve himmetini zıll-ı zevâl denilen, yani kaybolmaya mahkûm gölgeler üzerinde yoğunlaştırması, akıl ve iz’ân kârı mıdır?!. İşte bu hâl, gölgeleri avlamakla kendini avutan gâfil avcıya benzemek demektir ki, insanın eline nedâmet ve hüsrandan başka bir şey geçmez.



En büyük nedâmet sebeplerinin başında “zaman”ın boşa harcanması gelir. Ölümü bilen, fânî dünya lezzetlerine, yolculuğunu bilen de dünya misafirhânesindeki fânî oyuncaklara aldanmaz! Çünkü eşyâ, ondan ayrılmayacak bir sûrette dünya misafirhânesine âittir. Bütün fânî nîmetler, bir kişide toplansa ve o, huzur ve saadet içinde bin yıl yaşasa ne fayda!… Sonunda gideceği yer, bu kara toprağın altı, bu yağız yerin bir çukuru değil midir?
Yâ Rabbi!..
Bizi, fânî “vakitlerimiz tükenmeden”, “ömür güneşimiz batmadan” intibaha gelenlerden eyle ki, dünyaya dalıp da kendisini bir bardak suda helâk edenlerin pişmanlık dolu âkıbetlerine düşmeyelim!..
Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbim! Hayatımızı ve ölümümüzü sâlih kullarına lutfettiğin bereket, nîmet, ulvî güzellikler ve sana vuslat ile müzeyyen ve mükerrem kıl!..
Âmin.


İnsan Denilen Muammâ s.91

26 Eylül 2011

Osmanlı Esnafı



Ahilik ahlâkıyla yetişen Osmanlı esnafını bakınız İngiliz Senceri gazetesi nasıl anlatmaktadır.
"Osmanlı memleketlerinde dükkâncılık ve satıcılık tarz ve usulü kadar güzel usul hiçbir yerde bulunmaz. Sivas pazarına gittiğimiz zaman bu adet nazarımızda bütün bütün tecelli etti. Pazara gelen müşteri ayaküstü durup , teşhir edilen malları gözden geçirir. Tüccar veya dükkâncı ise , diz çökmüş veya bağdaş kurmuş bir halde bulunur. Eğer müşteri itibara değer kimselerden ise , dükkâncının yanına çıkar oturur.
Bir tacir böylesine , adeta konuksever bir ev sahibi gibi muamele ederdi. Müşteriye evvela bir kahve ısmarlar , sonra bir sigara ikram eder. Ve hal ve mevkie münasip konuşmaya girişir. Kahve ve sigara içtikten sonra konu yavaş yavaş alış veriş meselesine çevrilir. Eğer birden bire bu meseleye girilirse , hürmetsizlik ve terbiyesizlik sayılırdı.
Dükkâncı , müşteriye , neden sonra ne satın almak arzu ettiği takdirde gayet nazik bir ifade tarzı ile sorar. Ve alınacak şeyin nevi ve cinsine göre konuşulmasını müteakip , müşterinin fiyatı soruşu üzerine satıcı , yine nezaketten: “Zatı alileri her ne münasip görürseniz , onu verirsiniz , hiç vermezseniz de hediye makamında kabul buyurursanız bence büyük bir şereftir” derdi.
Böyle nezaketli alışveriş hiçbir yerde görülmezdi.

13 Eylül 2011

Misafir

İnsan ne tuhaftır ki, bir-iki günlük misafir olarak bulunduğu bu dünyada kendini aldatır.
Her gün cenâze sahnelerini seyrettiği hâlde ölümü kendine uzak görür. Kendisini, kaybetmesi her ân muhtemel olan fânî emânetlerin dâimî sahibi sanır.
Hâlbuki insan, ruhuna cesed giydirilerek bir kapıdan dünyaya dâhil edildiğinde, artık bir ölüm yolcusu demektir. O yolun bir hazırlık mekânına girmiştir de, bunu hiç hatırına getirmez.
Bir gün gelir, ruh cesedden soyundurulur. Âhiret kapısı olan kabirde diğer bir büyük yolculuğa uğurlanır.

Düşünülmelidir ki, ne dünyâda ölümden kaçacak bir zaman ve mekân, ne kabirde tekrar geriye dönecek bir imkân, ne de kıyâmetin şiddetinden sığınacak bir barınak vardır.


İnsan Denilen Muammâ s.89

20 Ağustos 2011

Kendine gel! Akşam oldu


Mevlânâ Hazretleri de, ölümün eşiğinde yaşayan, buna rağmen günlerini; hem dünyâ ve hem de âhirette fayda vermeyecek boş işlerle hebâ eden insana şöyle seslenmektedir:
“Kendine gel ey yolcu! Kendine gel! Akşam oldu; ömür güneşi batmak üzere…
Gücün kuvvetin varken; şu iki günceğizde olsun cömertlikte bulun, iyi işler yap…
Elde kalan bu kadarcık tohumu, yani ömrünün geriye kalan son sene­lerini iyi ek, iyi harca da; şu iki nefeslik şu fânî dünyadan sonsuz bir cennet ömrü elde edesin… Çok kıymetli olan bu ömür kandili sönmeden aklını başına al da, fitilini düzelt, çabucak yağını koy, yani hayr u hasenât yaparak son günlerini amel-i sâlih ve ibadetle geçir, gönül kandilini uyandır.
Aklını başına al da; bu işi yarına bırakma. Nice yarınlar geldi geçti. Hemen tövbe ve istiğfar ile işe başla ki, ekin mevsimi, iyilik günleri büs­bütün geçmesin.
Öğüdümü dinle, nefis güçlü bir bağdır. Bizi iyilikten alıkoyar. Hak yolunda sana engel olur. Yenileşmek, kendini tamir etmek istiyorsan, eskiyi çıkar at; bedene ait isteklerden vazgeç; rûhânî zevkleri, mânevî he­yecan ve lezzetleri ara.
Dedikodulardan, mânâsız söz ve gevezelikten dilini tut. Paran varsa, onları yoksullara vermek için avucunu aç. Nefsin hodgâmlığından vazgeç, cömertlik ve diğergâmlığı ortaya koy.”
Mâdemki, her fânînin meçhûl bir zaman ve mekânda Azrâil’le karşılaşacağı muhakkaktır ve ölümden kaçılacak hiçbir yer yoktur; o hâlde insan:
(Vakit kaybetmeden) Allâh’a koşun…” (Zâriyât, 50) sırrından nasib alarak rahmet-i ilâhiyyeyi yegâne sığınak edinmelidir.

İnsan Denilen Muammâ s.85

19 Ağustos 2011

Takva


Hazret-i Ömer, bir gün Übey bin Kâ’b -radıyallâhu anh-’a takvânın ne olduğunu sormuştu. Übey -radıyallâhu anh- ona:
“–Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?” dedi.
Hazret-i Ömer:
“–Evet, yürüdüm.” karşılığını verince bu sefer:
“–Peki, ne yaptın?” diye sordu.
Hazret-i Ömer de:
“–Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün gücümü sarf ettim.” cevâbını verdi.
Bunun üzerine Übey bin Kâ’b şöyle dedi:
“–İşte takvâ budur.” (İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 42)
Takvâ, insanın kendi fânîliğini unutmamasıdır. Zira ham nefsin mayasında fânîliğe isyan vardır. O nefis, sonsuzluğun seyyâhı olmak ister. Dünyadaki fânî hayatın kabına sığamaz. Ebedîliğin hasretiyle fânilikten kaçış hâlindedir. Bu yüzden fânîliği hatırlatan ölüm, nefsin gözünde korkunç hâle gelir. Aklın ve kalbin icabı ise, kuru bir ölüm korkusu yerine, nefsânî arzuları bertaraf edip amel-i sâlihlerde bulunarak ölümü güzelleştirmektir.
İnsan Denilen Muammâ s.99

18 Ağustos 2011

Gaflet



Ölüm, bu kadar yakın ve herkes için muhakkak vâkî olacak bir hakîkat iken insanoğlunun, sanki bu dünyada ebedî kalacakmış gibi beyhûde meşgalelerle ömür sermâyesini tüketmesi ne acâyip bir hâldir?!. İnsanların bu gafletlerini Süfyân-ı Sevrî -kuddîse sirruh- şöyle bir misâlle ifâde etmektedir:

“Eğer bir yere toplanmış bir kalabalığa tellâl:

“–Bugün akşama kadar yaşayacağım, diyen ayağa kalksın!” diye ilân etse, bir tek kişi ayağa kalkmaz. Şaşılacak şeydir ki, bu hakîkate rağmen, bütün halka:

“–Her kim ölüme hazırlık yapmış ise, ayağa kalksın!” diye ilân edilse, yine bir tek kişi yerinden kalkamaz!…”


İnsan Denilen Muammâ s.85

15 Ağustos 2011

Kusursuz Bir Evlât



“Câhillerin sonunda göreceği şeyi, akıllı anne-babalar önceden görür.”
Bu yüzden çocukların maddî ihtiyaç ve istekleri karşılandığı gibi mânevî ihtiyaçlarının da giderilmesi zarûrîdir. Anne-baba, Allâh’ın kendilerine vermiş olduğu bu büyük nimeti heder etmeden, çocuklarını Cenâb-ı Hakk’ın râzı olacağı bir şekilde büyütmelidirler. Aksi takdirde, bu, kendileri için hesâbını ödeyemeyecekleri ağır bir âhiret vebâli hâline gelecektir.
Ama evlâdımızı eğitirken öncelikle şunu da bilmeliyiz: “Eğer kusursuz bir evlât istiyorsak; kusursuz bir anne-baba olmak mecbûriyetindeyiz.”
İnsan Denilen Muammâ
Kitabından s.60

11 Ağustos 2011

Fırında Karışık Kızartma



Fırında Karışık Kızartma




2 Büyük Patlıcan
3 Büyük Patates
2-3 Salçalık Biber
5-6 Sivri Biber
2 Büyük Domates
1 Su Bardağı Zeytinyağı
Tuz

29 Haziran 2011

Şafak ile Karakız



Dut ağazcın yapraklarını yerken ....


En çok sevdikleri dut, elma, üzüm , erik yaprakları ...