20 Ağustos 2011

Kendine gel! Akşam oldu


Mevlânâ Hazretleri de, ölümün eşiğinde yaşayan, buna rağmen günlerini; hem dünyâ ve hem de âhirette fayda vermeyecek boş işlerle hebâ eden insana şöyle seslenmektedir:
“Kendine gel ey yolcu! Kendine gel! Akşam oldu; ömür güneşi batmak üzere…
Gücün kuvvetin varken; şu iki günceğizde olsun cömertlikte bulun, iyi işler yap…
Elde kalan bu kadarcık tohumu, yani ömrünün geriye kalan son sene­lerini iyi ek, iyi harca da; şu iki nefeslik şu fânî dünyadan sonsuz bir cennet ömrü elde edesin… Çok kıymetli olan bu ömür kandili sönmeden aklını başına al da, fitilini düzelt, çabucak yağını koy, yani hayr u hasenât yaparak son günlerini amel-i sâlih ve ibadetle geçir, gönül kandilini uyandır.
Aklını başına al da; bu işi yarına bırakma. Nice yarınlar geldi geçti. Hemen tövbe ve istiğfar ile işe başla ki, ekin mevsimi, iyilik günleri büs­bütün geçmesin.
Öğüdümü dinle, nefis güçlü bir bağdır. Bizi iyilikten alıkoyar. Hak yolunda sana engel olur. Yenileşmek, kendini tamir etmek istiyorsan, eskiyi çıkar at; bedene ait isteklerden vazgeç; rûhânî zevkleri, mânevî he­yecan ve lezzetleri ara.
Dedikodulardan, mânâsız söz ve gevezelikten dilini tut. Paran varsa, onları yoksullara vermek için avucunu aç. Nefsin hodgâmlığından vazgeç, cömertlik ve diğergâmlığı ortaya koy.”
Mâdemki, her fânînin meçhûl bir zaman ve mekânda Azrâil’le karşılaşacağı muhakkaktır ve ölümden kaçılacak hiçbir yer yoktur; o hâlde insan:
(Vakit kaybetmeden) Allâh’a koşun…” (Zâriyât, 50) sırrından nasib alarak rahmet-i ilâhiyyeyi yegâne sığınak edinmelidir.

İnsan Denilen Muammâ s.85

19 Ağustos 2011

Takva


Hazret-i Ömer, bir gün Übey bin Kâ’b -radıyallâhu anh-’a takvânın ne olduğunu sormuştu. Übey -radıyallâhu anh- ona:
“–Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?” dedi.
Hazret-i Ömer:
“–Evet, yürüdüm.” karşılığını verince bu sefer:
“–Peki, ne yaptın?” diye sordu.
Hazret-i Ömer de:
“–Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün gücümü sarf ettim.” cevâbını verdi.
Bunun üzerine Übey bin Kâ’b şöyle dedi:
“–İşte takvâ budur.” (İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 42)
Takvâ, insanın kendi fânîliğini unutmamasıdır. Zira ham nefsin mayasında fânîliğe isyan vardır. O nefis, sonsuzluğun seyyâhı olmak ister. Dünyadaki fânî hayatın kabına sığamaz. Ebedîliğin hasretiyle fânilikten kaçış hâlindedir. Bu yüzden fânîliği hatırlatan ölüm, nefsin gözünde korkunç hâle gelir. Aklın ve kalbin icabı ise, kuru bir ölüm korkusu yerine, nefsânî arzuları bertaraf edip amel-i sâlihlerde bulunarak ölümü güzelleştirmektir.
İnsan Denilen Muammâ s.99

18 Ağustos 2011

Gaflet



Ölüm, bu kadar yakın ve herkes için muhakkak vâkî olacak bir hakîkat iken insanoğlunun, sanki bu dünyada ebedî kalacakmış gibi beyhûde meşgalelerle ömür sermâyesini tüketmesi ne acâyip bir hâldir?!. İnsanların bu gafletlerini Süfyân-ı Sevrî -kuddîse sirruh- şöyle bir misâlle ifâde etmektedir:

“Eğer bir yere toplanmış bir kalabalığa tellâl:

“–Bugün akşama kadar yaşayacağım, diyen ayağa kalksın!” diye ilân etse, bir tek kişi ayağa kalkmaz. Şaşılacak şeydir ki, bu hakîkate rağmen, bütün halka:

“–Her kim ölüme hazırlık yapmış ise, ayağa kalksın!” diye ilân edilse, yine bir tek kişi yerinden kalkamaz!…”


İnsan Denilen Muammâ s.85

15 Ağustos 2011

Kusursuz Bir Evlât



“Câhillerin sonunda göreceği şeyi, akıllı anne-babalar önceden görür.”
Bu yüzden çocukların maddî ihtiyaç ve istekleri karşılandığı gibi mânevî ihtiyaçlarının da giderilmesi zarûrîdir. Anne-baba, Allâh’ın kendilerine vermiş olduğu bu büyük nimeti heder etmeden, çocuklarını Cenâb-ı Hakk’ın râzı olacağı bir şekilde büyütmelidirler. Aksi takdirde, bu, kendileri için hesâbını ödeyemeyecekleri ağır bir âhiret vebâli hâline gelecektir.
Ama evlâdımızı eğitirken öncelikle şunu da bilmeliyiz: “Eğer kusursuz bir evlât istiyorsak; kusursuz bir anne-baba olmak mecbûriyetindeyiz.”
İnsan Denilen Muammâ
Kitabından s.60

11 Ağustos 2011

Fırında Karışık Kızartma



Fırında Karışık Kızartma




2 Büyük Patlıcan
3 Büyük Patates
2-3 Salçalık Biber
5-6 Sivri Biber
2 Büyük Domates
1 Su Bardağı Zeytinyağı
Tuz

29 Haziran 2011

Şafak ile Karakız



Dut ağazcın yapraklarını yerken ....


En çok sevdikleri dut, elma, üzüm , erik yaprakları ...






28 Haziran 2011

Kilo Vermek Zehirler mi?

Yeni bir araştırmaya göre kilo vermek sizin için zararlı olabilir ve ne kadar uzun süre kilo kaybederseniz o kadar kötüye gidebilir.
Uluslar arası bir bilimadamı ekibi yağlarda depolanan toksik kirleticilerin yağların dağılmasıyla kan dolaşımına karıştığını buldular.

Amaç kesinlikle sadece kilo vermek olmamalı. Hatta kilo vermek bir amaç olmaktan çıkmalı. Esas amaç sağlıklı olmaktır. Sağlıklı olmak içinse ilk önce yapılan beslenme hatalarından, kullanılan yanlış maddelerden ve yanlış hayat tarzından uzaklaşmak gerekir.
…..
Kilo vermekte olanlar ise araştırmada bilim adamlarının yeni farkettiği gerçekten zarar görmemek için kanı hacamat olarak temizleyebilirler. Böylece yağda depolanan toksinler kana karıştığından hacamat tedavisi ile vücuttan en kısa yolla ayrılmış olur.
Unutmamalıdır ki vücut, bağışıklık sisteminin mükemmel refleksleriyle varolan durum içinde en uygun şekilde karşılık vermektedir. Yanlış beslenen ve yaşayan biri için yağ bağlamak hayati organları koruyan mükemmel bir tepkidir. Görüntüsünden rahatsız olarak kilolarından hemen kurtulmak isteyenler o görüntünün kendi yanlışlarının neticesi olduğunu unutmamalı, yaptıkları yanlıştan el çekmeleri, vazgeçmeleri gerekir.
Sağlıklı kilo vermek isteyenlere Hacamat Tedavisi’ni mutlaka öneriyoruz.

2 Mayıs 2011

İlk Lalelerim

Ferâhâver

Lâlenin Osmanlılar tarafından bu kadar kabul görmesinin sebeplerinden biri de Arap harfleri ile   ( ﻻ ﻟﻪ )  şeklinde yazıldığında, Allah ( ﷲ ) kelimesinde ki bütün harfleri kapsamaktadır.

Lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, "ferâhâver (ferahlık veren)" denmiştir.


1.Bu çiçek ve lâle merakı İstanbul’a gelen yabacıları bir hayli etkilemiş ve hayran bırakmıştır.




TulipLalerimLâlenin Osmanlılar tarafından bu kadar kabul görmesinin sebeplerinden biri de Arap harfleri ile   ( ﻻ ﻟﻪ )  şeklinde yazıldığında, Allah ( ﷲ ) kelimesinde ki bütün harfleri kapsamaktadır.Anadolu Selçuklu devletinin başkenti Konya’da ki eserlerde de lale motiflerine rastlanır. Lale ve lâle kültürünün Anadolu’ya Türklerle birlikte geldiği kesindir.

1.Bu çiçek ve lâle merakı İstanbul’a gelen yabacıları bir hayli etkilemiş ve hayran bırakmıştır.2. Lamartin, Topkapı sarayını gezerek Türklerin doğaya yakınlıklarını ve göz zevkine ne kadar önem verdiklerini anlatır.“Kimin kaygısı ahiret olursa Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, işlerini dağınık olmaktan kurtarır ve dünya ona boyun eğerek gelir…” Tirmizî

8 Şubat 2011

Kısa Yoldan Dolma






Malzemeyi dolma yapar gibi lahanayı haşladım içini hazırladım sonra börek gibi tepsiye dizdim suyunu ilave edip, fırında 180 derecede, 50 dakika pişirdim.

16 Ocak 2011

Medinede Son Türkler





Bazı notlarımın fotoğrafını çektim okumak isteyen üzerine tıklatıp okuya bilir …



6 Ocak 2011

Bilen de Bilmeyen de Konuşuyor


Bir ülkede deprem söz konusu olursa jeologlar, hastalıklar söz konusu olursa doktorlar, savaş söz konusu olursa siyasiler ve askerler konuşurlar. Bu bizim ülkemizde de böyledir.

Ancak bizde iki konu vardır ki bunlar üzerinde herkes konumuna, birikimine, eğitimine bakmadan üstelik de alim edasıyla konuşur. Bu konulardan bir tanesi dindir diğeri tarih.
Tarihle ilgili bir şeyler söz konusu olduğunda siyasetçi konuşur, gazeteci konuşur, televizyoncu konuşur vs. Bir Allah kulunun aklına da bu işin profesörleri bulup konuşturmak gelmez.
Veya gelir de, onların söyleyecekleri işlerine gelmez.
Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir. 

6 Aralık 2010

Üstad Mürşidiyle Tanışmadan

7

“Ancak mürşid kapısından üflenen havanın yüzüme çarpmasiyledir ki, çözebildiğim bu sırra, o zamanlar alabildiğine uzak; sert ve dikenli bir benlik kabuğunda mahpus ve alabildiğine başıboş, genç, pek genç sanatkar…

Sanatı sanat için bildiği gibi, toprak üstü sürüngen yaşayışını da gerçek hayat sanan ve başını göğe kaldıramayan mağrur cüce…” Necip Fazıl K.

1 Ekim 2010

Çınarlıdere


Geçen hafta gidip yürüyüş yaptığımız çınarlıdere mesire alanını çok beğendik. Merkeze yakın, böyle bir imkanın olması çok güzel.
İstediğimiz zaman gidip dinlene bileceğimiz gürültüsüz bir mekan. Bu imkanı sağlayanlardan halka hizmet edenlerden Allah razı olsun.


İzmit’e 10 km mesafede .....


Özellikle yeni dikilen çeşit çeşit meyve ağaçlarından oluşan bahçeleri düşünenlere ayrıca teşekkür ederiz.