20 Ağustos 2011
Kendine gel! Akşam oldu
19 Ağustos 2011
Takva

18 Ağustos 2011
Gaflet
Ölüm, bu kadar yakın ve herkes için muhakkak vâkî olacak bir hakîkat iken insanoğlunun, sanki bu dünyada ebedî kalacakmış gibi beyhûde meşgalelerle ömür sermâyesini tüketmesi ne acâyip bir hâldir?!. İnsanların bu gafletlerini Süfyân-ı Sevrî -kuddîse sirruh- şöyle bir misâlle ifâde etmektedir:
“Eğer bir yere toplanmış bir kalabalığa tellâl:
“–Bugün akşama kadar yaşayacağım, diyen ayağa kalksın!” diye ilân etse, bir tek kişi ayağa kalkmaz. Şaşılacak şeydir ki, bu hakîkate rağmen, bütün halka:
“–Her kim ölüme hazırlık yapmış ise, ayağa kalksın!” diye ilân edilse, yine bir tek kişi yerinden kalkamaz!…”
İnsan Denilen Muammâ s.85
15 Ağustos 2011
Kusursuz Bir Evlât
“Câhillerin sonunda göreceği şeyi, akıllı anne-babalar önceden görür.”
Bu yüzden çocukların maddî ihtiyaç ve istekleri karşılandığı gibi mânevî ihtiyaçlarının da giderilmesi zarûrîdir. Anne-baba, Allâh’ın kendilerine vermiş olduğu bu büyük nimeti heder etmeden, çocuklarını Cenâb-ı Hakk’ın râzı olacağı bir şekilde büyütmelidirler. Aksi takdirde, bu, kendileri için hesâbını ödeyemeyecekleri ağır bir âhiret vebâli hâline gelecektir.
Ama evlâdımızı eğitirken öncelikle şunu da bilmeliyiz: “Eğer kusursuz bir evlât istiyorsak; kusursuz bir anne-baba olmak mecbûriyetindeyiz.”
İnsan Denilen Muammâ
Kitabından s.60
11 Ağustos 2011
Fırında Karışık Kızartma
29 Haziran 2011
Şafak ile Karakız
Dut ağazcın yapraklarını yerken ....
En çok sevdikleri dut, elma, üzüm , erik yaprakları ...
28 Haziran 2011
Kilo Vermek Zehirler mi?
28 Mayıs 2011
2 Mayıs 2011
İlk Lalelerim
8 Şubat 2011
24 Ocak 2011
16 Ocak 2011
6 Ocak 2011
Bilen de Bilmeyen de Konuşuyor
Tarihle ilgili bir şeyler söz konusu olduğunda siyasetçi konuşur, gazeteci konuşur, televizyoncu konuşur vs. Bir Allah kulunun aklına da bu işin profesörleri bulup konuşturmak gelmez.
Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir.
6 Aralık 2010
Üstad Mürşidiyle Tanışmadan
“Ancak mürşid kapısından üflenen havanın yüzüme çarpmasiyledir ki, çözebildiğim bu sırra, o zamanlar alabildiğine uzak; sert ve dikenli bir benlik kabuğunda mahpus ve alabildiğine başıboş, genç, pek genç sanatkar…
Sanatı sanat için bildiği gibi, toprak üstü sürüngen yaşayışını da gerçek hayat sanan ve başını göğe kaldıramayan mağrur cüce…” Necip Fazıl K.

