22 Ağustos 2010
Kara Kedi
8 Ağustos 2010
Katre-i Matem
" -Derkenar-
Sevdiğini başkasından kıskanan biri
Sadî anlatıyordu:
'Henüz toy bir delikanlı idim. Şiraz’da bir kızı sevmiştim. O da bana ilgisiz değildi. Birkaç kez de buluşup konuştuk. Sonra araya ayrılık girdi. Ben gurbetlere gittim. On yıl onun aşkıyla coşup taştım, hasretiyle yanıp kavruldum.
Nihayet yurduma geri döndüğüm vakit ilk işim onu aramak oldu. Beni görür görmez başladı siteme:
“A Sadî! Meğer ne kadar vefasızmışsın!.. Bunca yıl geçti aradan, ne bir haber, ne bir mektup?!..”
Ona dedim ki:
Ey sevgisi kalbimde yer edinen selvi boylu!.. Senin yüzünü görme bahtiyarlığından ben mahrum iken, o şerefi postacıya mı bağışlasaydım?!..' s. 137-138
19 Temmuz 2010
Tavşanlarımız
Teyze kızı tavşanlarını bize verdi bahçede beslemek daha kolay olur diye bende rahat rahat dolaşırlar diye ümit ediyordum maalesef öyle olmadı, kedimizden korktum, serbest bırakamıyorum :(
Neden Blogger yüklediğim videolar artık göstermez oldu bilemiyorum :(
Eğreltidüzü Yaylası
28 Haziran 2010
Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri
Üstadın Yazdığı Önsöz:
Günümüzde İslâmiyet’in en büyük belâsı, onu dışından ve cepheden helâk etmeye yeltenenler değil. içinden ve özünden harap etmeye davrananlardır ve bu davranışları ve bir nevi onarma düzeltme ve yenileme sayanlar...
“Reformcular” ismi altında topladığımız, 7-8 asır öncesindeki kuru ve nasipsiz akıl borazanına (İbni Teymiye’ye) mizaçları dayalı bir grup, birkaç asır sonra vehhâbilik’ten dolaşarak, nihayet Cemaleddin Efgani, Mısırlı Şeyh Abduh ve peşindekilerden bir bölük halinde öyle bir anlayış veya anlayışsızlık bataklığına uğramıştır ki, İslâmi, çökmek üzere olan bir binaya yapıldığı gibi, dışından payandalar ve kalaslarla tutmayı marifet bilmiş, böylece Ruhlarındaki gizli şüpheyi ve İslâma güvensizlik duygusunu açığa vurmuştur.
Hâlbuki İslâm, dışından payandalar ve kalaslarla yıkılmaktan korunacak bir bina değil, Allah'ın ezelî ve ebedî yapısı olarak, asırlar boyunca üzerine kondurulan küf, pas, pürüz ve lekelerden temizlenip, olduğu gibi, bütün asliyet ve saffetiyle meydana çıkarılması lâzım, sonsuzluk sarayı...
İçten kırmak, eksiltmek, yontmak ve dıştan yapıştırmak, eklemek, yamamak... İşte, bugünkü varış noktalariyle, olanca tabiyeleri, reformcuların!..
Mehmed Akif'in — heyhat ki, o da kendini reformculara kaptıranlardandır — sandığı gibi:
«Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâmı...»
değil de, yine aynı vezinle:
«İslâm idrâkine söyletmeliyiz asrımızı...»
Bu gamızayı, bu nükteyi, bu sırrı, bu inceliği, bilhassa yeni nesillere, yeni gençliğe sindirdiğimiz gün doğacak olan büyük düşünce adamıdır ki, asrımızın gerçek kahramanı olacak; veya küfür, yahut küfürden beter bir dalâlet anlayışıyla sözde îman adına çalışmış sahte kahramanlardan ortalığı temizleyecektir.
Temenni edelim ki, bu eser, o düşünce adamına yol gösterici ve malzeme verici ilk teşhis ve tespitlerden biri olsun ve büyük zuhura basamak teşkil etsin...
Necip Fazıl Kısakürek
14 Haziran 2010
Türk Kahvesinin Tarihi
Önceleri Arap Yarımadası'nda kahve meyvesinin kaynatılması ile elde edilen içecek, bu yepyeni hazırlama ve pişirme metoduyla gerçek kahve lezzetine ve eşsiz hoş kokusuna kavuşmuştur. Kahve ile Türkler sayesinde tanışan Avrupa; uzun yıllar kahveyi, Türk kahvesi olarak bu yöntemle hazırlayıp tüketmiştir.
Brezilya ve Orta Amerika menşeli, arabica türü, yüksek kaliteli kahve çekirdeklerinden harmanlanan ve titizlikle kavrulan Türk Kahvesi, çok ince öğütülür. Bir cezve yardımıyla su ve isteğe göre şeker ilave edilerek pişirilir. Küçük fincanlarla servis yapılır. İçilmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklenir.
Tarihi
1517 yılında Yemen Valisi Özdemir Paşa, lezzetine hayran kaldığı kahveyi İstanbul'a getirdi.
Türkler tarafından bulunan yepyeni hazırlama metodu sayesinde kahve, güğüm ve cezvelerde pişirilerek Türk Kahvesi adını aldı.
İlk olarak Tahtakale'de açılan ve tüm şehre hızla yayılan kahvehaneler sayesinde halk kahveyle tanıştı. Günün her saati kitap ve güzel yazıların okunduğu, satranç ve tavlanın oynandığı, şiir ve edebiyat sohbetlerinin yapıldığı kahvehaneler ve kahve kültürü dönemin sosyal hayatına damgasını vurdu.
Saray mutfağında ve evlerde yerini alan kahve, çok miktarda tüketilmeye başlandı. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içiliyor ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram ediliyordu.
Kısa sürede, gerek İstanbul'a yolu düşen tüccarlar ve seyyahlar gerekse Osmanlı elçileri sayesinde Türk Kahvesinin lezzeti ve ünü önce Avrupa'yı oradan da tüm dünyayı sardı.
Kaynak
8 Haziran 2010
Tam Un Tam Ekmek
-Ağız kanseri
2 Haziran 2010
DÜNYADAN BAŞKA DÜNYA YOK !
Şimdi hep beraber düşünelim,
Dünya kamuoyuna şöyle bir haber düştüğünü farzedelim.
Somali açıklarında , korsanlar tarafından uluslar arası sularda hareket eden gemilere saldırı olmuştur.Gemilerde bulunan yolcular canlarını korumak için gemilerde buldukları tahta parçalarıyla sandalyelerle hiçbirşey bulamayanlar silahlı korsanlara karşı elleriyle karşı koymuşlardır.
Çıkan çatışmalarda çok sayıda ölü ve yaralı haberleri gelmektedir.
Alınan bilgilere göre gemiler korsanlar tarafında ele geçirilmiş mürettebatlar ve yükleriyle beraber korsanlar tarafından kontrol edilen bir limana götürülmektedirler.
Gemilerdeki yolculardan hiçbir haber alınamamaktadır.
Hakikat Somalili korsanlar bu işi yapmış olsalardı
Dünya yerinden oynamış Nato gemileri çoktan müdahale etmişlerdi.
Şimdi kendimizi o gemilerde bulunan insanların yerine koyup empati yapalım.
Uluslar arası sularda hareket halindeyken birden etrafınız hücumbotlarla Zodyaklarla,helikopterlerl
Düşünün gemide eşiniz var çocuklarınız var arkadaşlarınız var yaşlı dostlarınız var.
Hiç şüphesiz gelenleri kaptan köprüsünde çay içmeye davet etmezsiniz.
Ve dünyanın hangi milletinden olursanız olun dünyadaki hangi dine inanırsanız inanın ,dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin
Bir gerçekle karşılaşırsınız.
Dünyanın her yerinde Her erkek ailesi ve sevdikleri için ölümü göze alır
ve evine giren hırsıza karşı isterse hırsızın elinde dünyanın en iyi silahı olsun ve kendisi silahsız olsun ailesini ve sevdiklerini ölümüne savunur.
Dünyanın hiçbir ülkesinde hiç kimse evine giren eli silahlı hırsıza çay ikram etmez.
İsrail dünya halklarıyla bir halkla ilişkiler savaşına girmiştir ve beyhude yere halkını utandırmaktadır.
Halkını dünya milletleri nezdinde utandırmaktadır çünkü devlet terörünü milli siyaset haline getirmiş olan İsrail devletinin siyasi arenada zaten bir itibarı kalmamıştır.
İsrail devletinin yüzündeki güzel kadın maskesi çoktan düşmüştür.
İsrail’den kara mizah olarak değerlendirilebilecek çok komik bir açıklama yapıldı.Bir masa ve üzerinde gemide ele geçirilmiş silahlar :
silahlar olarak kırık sopalar , tahta parçaları kırık sandalye parçaları ....
Tahta parçalarına karşı savaş gemileri silahlı komando timleri ve koskoca bir ordu.
Bu bir akıl tutulması değildir de nedir
Ailelerini ve sevdiklerini böylesi bir silahlı güce karşı çıplak elle ve bulabildikleri tahta parçalıyla ölümüne savunan dünya halklarının onurlu insanları insanlığın yüzakıdır onur tablosudur.
Gemilerde bulunan tüm aktivistler tüm dünyanın kahraman evlatları olarak tarihe malolmuşlardır.
Tüm dünya halklarına soruyoruz.
Okul çocukları için kalem defter, küçük bebekler için mama ,bombaların yıktığı evler için inşaat malzemesi, ilaç eksikliğinde ölen hastalar için tıbbi malzeme , onbinlerce savaş maduru çocuğu sevindirmek için şeker ve çikolata taşıyan gemilere saldırmak hangi çılgın vicdanın işi olabilir.
Bu abluka nasıl bir mantığın ve nasıl bir insanlık yaklaşımının ürünüdür.
Dünya barışı büyük bir tehlike altındadır.
İnsanlığın vicdanı çok büyük bir yara almıştır.
Ve tüm dünya halklarına bir mesajımız var
İnsanca yaşama ümidini ,
Barışı ve kardeşliği
En Önemlisi insan neslini yaşatabileceğimiz evrende dünyadan başka bir gezegen henüz keşfedilmemiştir.
Bu dünya iyi insanların dünyasıdır ve iyi insanların dünyası olarak kalmak zorundadır.
28 Mayıs 2010
Yeni Yavrularımız
8 Mayıs 2010
Kahvaltılık Yoğurt Süzmesi / Quark
21 Nisan 2010
Kaymak Gibi Kakaolu Muhallebi
12 Nisan 2010
Helal Sertifika Almış Firmalar
GİMDES’in ihracata dönük sertifika çalışmaları devam ediyor. Daha önce bildirilen Firma ve ürünlerinden sonra yeni eklenenlerle birlikte toplam 28 Firmanın belirtilen ürünlerine sertifika verilmiş bulunmaktadır. GİMDES’ten bildirildiğine göre, halen 12 Firmanın Denetleme çalışmaları devam etmekte, 30 Firmanın müracaatı ise incelenmektedir.
Diğer yandan GİMDES yönetiminin, 2010 Ekiminde Türkiye’de gerçekleştirilecek olan WHC (Dünya Helal Konseyi)’nin Kongre hazırlıklarını yoğun bir şekilde sürdürdüğü haber verilmektedir. Kongre boyunca yapılması düşünülen HELAL GIDA FUARI’nı CNR Fuarcılık Firması, 30 Eylül-03 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirmek üzere çalışmalarına başlamış bulunmaktadır.
Fuarda, uluslararası akreditasyona sahip Helal Sertifika Kurumlarından halen geçerli şartlarda sertifikası olan, dünyadaki tüm gıda, kozmetik, temizlik ve sağlık ürünü üreten firmalar ve helal finans kurumları kendilerini Global dünyaya tanıtma imkânı bulacaktır.
Kaynak
HELAL VE SAĞLIKLI ÜRÜNLER FUARI-TÜRKİYE
29 Mart 2010
27 Mart 2010
Zehirli Maddeler Kullanmadan Evde Temizlik
Zehirli Maddeler Kullanmadan Evde Temizlik
"TEMİZLİK" kavramı her ne kadar tek bir anlam ifade ediyor gibi görünse de gerçekte kişiden ortama, zamandan mekâna kadar pek çok etkene göre değişen bir anlam taşıyor.
Artık hiçbirimiz anneannelerimiz gibi evi süpürmüyor, çamaşırı küllü sularla yıkayıp güneşte kurutmuyor, yerleri arap sabunuyla fırçalamıyoruz. Buna vaktimiz yok. Temizlik için "hoş kokulu", "beyazdan daha beyaz yapan", "iz bırakmadan pırıl pırıl yıkayan", "mikroplardan arındıran" yardımcılarımız var. Ancak evimizi, eşyalarımızı, giysilerimizi ve yediğimiz yemeğin artıklarını temizlerken (!) bedenimizi, suyu, toprağı, havayı, doğal ortamları nasıl kirlettiğimizin farkına varmıyoruz. Alıntı
15 Mart 2010
Kaymak / Schlagsahne
9 Mart 2010
Zambak mı?
3 Mart 2010
Koca Yemiş
Bahçemize dikmemeği çok istiyorum ama henüz fidesini bulamadım.
Kocayemiş
17 Şubat 2010
Bütün Hastalıkların Kökeni
‘Gerçek Tıp’ isimli kitabıyla doğal tıbbın öncülerinden kabul edilen Dr. Aidin Salih de, kimyasallarla aşırı hijyenin zararlarına dikkat çekiyor.
Mikropların havayı, suyu temizlediğini, zenginleştirdiğini ve toprağın verimliliğini artırdığını belirten Aidin Salih, şöyle devam ediyor: “Ancak mikroplara karşı açılan amansız savaş, mikroplardan çok insanlara zarar vermiştir.
Ev temizliğinde kullanılan deterjanlar, mikroplara ne kadar zarar veriyorsa akciğer, karaciğer ve beyne de aynı şekilde zarar verir.
Bütün hastalıklara, ayrıca mantara yol açar. Klorlu deterjanlar (Tuz ruhu, çamaşır suyu, kezzap) bağırsak kanserine ve ağır akciğer hastalıklarına sebep olur.
“Bu temizlik maddelerini kullanan insanlar cansız, halsiz, uyuşuk, hormon dengesi bozulmuş, hafızası zayıflamış, şuuru bulanık, düşüncesi bozuk, mutsuz, depresif, rengi toprak rengi veya kanı çekilmiş gibi, saçları kırık ve seyrek, tırnakları gri veya mordur.
Böyle olması doğaldır, çünkü bu rahatsızlıklar, Allah’ın hizmetimize verdiği, yalnızca vazifesini yerine getirmeye çalışan varlıkları, yani mikropları, vazifeleri başında öldürmenin karşılığıdır.” (Shf: 33)
Çözüm: Sağlıklı Temizlik :Kaynak
Gerçek Temizlik Doğayı Kirletmeyen Temizliktir




