11 Ağustos 2011

Fırında Karışık Kızartma



Fırında Karışık Kızartma




2 Büyük Patlıcan
3 Büyük Patates
2-3 Salçalık Biber
5-6 Sivri Biber
2 Büyük Domates
1 Su Bardağı Zeytinyağı
Tuz

29 Haziran 2011

Şafak ile Karakız



Dut ağazcın yapraklarını yerken ....


En çok sevdikleri dut, elma, üzüm , erik yaprakları ...






28 Haziran 2011

Kilo Vermek Zehirler mi?

Yeni bir araştırmaya göre kilo vermek sizin için zararlı olabilir ve ne kadar uzun süre kilo kaybederseniz o kadar kötüye gidebilir.
Uluslar arası bir bilimadamı ekibi yağlarda depolanan toksik kirleticilerin yağların dağılmasıyla kan dolaşımına karıştığını buldular.

Amaç kesinlikle sadece kilo vermek olmamalı. Hatta kilo vermek bir amaç olmaktan çıkmalı. Esas amaç sağlıklı olmaktır. Sağlıklı olmak içinse ilk önce yapılan beslenme hatalarından, kullanılan yanlış maddelerden ve yanlış hayat tarzından uzaklaşmak gerekir.
…..
Kilo vermekte olanlar ise araştırmada bilim adamlarının yeni farkettiği gerçekten zarar görmemek için kanı hacamat olarak temizleyebilirler. Böylece yağda depolanan toksinler kana karıştığından hacamat tedavisi ile vücuttan en kısa yolla ayrılmış olur.
Unutmamalıdır ki vücut, bağışıklık sisteminin mükemmel refleksleriyle varolan durum içinde en uygun şekilde karşılık vermektedir. Yanlış beslenen ve yaşayan biri için yağ bağlamak hayati organları koruyan mükemmel bir tepkidir. Görüntüsünden rahatsız olarak kilolarından hemen kurtulmak isteyenler o görüntünün kendi yanlışlarının neticesi olduğunu unutmamalı, yaptıkları yanlıştan el çekmeleri, vazgeçmeleri gerekir.
Sağlıklı kilo vermek isteyenlere Hacamat Tedavisi’ni mutlaka öneriyoruz.

2 Mayıs 2011

İlk Lalelerim

Ferâhâver

Lâlenin Osmanlılar tarafından bu kadar kabul görmesinin sebeplerinden biri de Arap harfleri ile   ( ﻻ ﻟﻪ )  şeklinde yazıldığında, Allah ( ﷲ ) kelimesinde ki bütün harfleri kapsamaktadır.

Lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, "ferâhâver (ferahlık veren)" denmiştir.


1.Bu çiçek ve lâle merakı İstanbul’a gelen yabacıları bir hayli etkilemiş ve hayran bırakmıştır.




TulipLalerimLâlenin Osmanlılar tarafından bu kadar kabul görmesinin sebeplerinden biri de Arap harfleri ile   ( ﻻ ﻟﻪ )  şeklinde yazıldığında, Allah ( ﷲ ) kelimesinde ki bütün harfleri kapsamaktadır.Anadolu Selçuklu devletinin başkenti Konya’da ki eserlerde de lale motiflerine rastlanır. Lale ve lâle kültürünün Anadolu’ya Türklerle birlikte geldiği kesindir.

1.Bu çiçek ve lâle merakı İstanbul’a gelen yabacıları bir hayli etkilemiş ve hayran bırakmıştır.2. Lamartin, Topkapı sarayını gezerek Türklerin doğaya yakınlıklarını ve göz zevkine ne kadar önem verdiklerini anlatır.“Kimin kaygısı ahiret olursa Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, işlerini dağınık olmaktan kurtarır ve dünya ona boyun eğerek gelir…” Tirmizî

8 Şubat 2011

Kısa Yoldan Dolma






Malzemeyi dolma yapar gibi lahanayı haşladım içini hazırladım sonra börek gibi tepsiye dizdim suyunu ilave edip, fırında 180 derecede, 50 dakika pişirdim.

16 Ocak 2011

Medinede Son Türkler





Bazı notlarımın fotoğrafını çektim okumak isteyen üzerine tıklatıp okuya bilir …



6 Ocak 2011

Bilen de Bilmeyen de Konuşuyor


Bir ülkede deprem söz konusu olursa jeologlar, hastalıklar söz konusu olursa doktorlar, savaş söz konusu olursa siyasiler ve askerler konuşurlar. Bu bizim ülkemizde de böyledir.

Ancak bizde iki konu vardır ki bunlar üzerinde herkes konumuna, birikimine, eğitimine bakmadan üstelik de alim edasıyla konuşur. Bu konulardan bir tanesi dindir diğeri tarih.
Tarihle ilgili bir şeyler söz konusu olduğunda siyasetçi konuşur, gazeteci konuşur, televizyoncu konuşur vs. Bir Allah kulunun aklına da bu işin profesörleri bulup konuşturmak gelmez.
Veya gelir de, onların söyleyecekleri işlerine gelmez.
Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir. 

6 Aralık 2010

Üstad Mürşidiyle Tanışmadan

7

“Ancak mürşid kapısından üflenen havanın yüzüme çarpmasiyledir ki, çözebildiğim bu sırra, o zamanlar alabildiğine uzak; sert ve dikenli bir benlik kabuğunda mahpus ve alabildiğine başıboş, genç, pek genç sanatkar…

Sanatı sanat için bildiği gibi, toprak üstü sürüngen yaşayışını da gerçek hayat sanan ve başını göğe kaldıramayan mağrur cüce…” Necip Fazıl K.

1 Ekim 2010

Çınarlıdere


Geçen hafta gidip yürüyüş yaptığımız çınarlıdere mesire alanını çok beğendik. Merkeze yakın, böyle bir imkanın olması çok güzel.
İstediğimiz zaman gidip dinlene bileceğimiz gürültüsüz bir mekan. Bu imkanı sağlayanlardan halka hizmet edenlerden Allah razı olsun.


İzmit’e 10 km mesafede .....


Özellikle yeni dikilen çeşit çeşit meyve ağaçlarından oluşan bahçeleri düşünenlere ayrıca teşekkür ederiz.










30 Eylül 2010

Resule İtaat, Allaha İtaat

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı bağışlasın; Allah, daima bağışlayan ve esirgeyendir.

Al-i İmran 31

16 Eylül 2010

Sakarya Türküsü


Çok güzel gönülden okuyor …. kaç kere dinledim bilmiyorum …
paylaşayım gözümün önünde olsun :)





SAKARYA TÜRKÜSÜ
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya:
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:
Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat:
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne?
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur.
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu?
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

NECİP FAZIL KISAKÜREK

14 Eylül 2010

Okuma Zekası

Beyin, kapatma düğmesi olmayan bir cihaz gibidir. 7 gün 24 saat çalışır. Ona yapacak bir iş vermezseniz kendi kendini yiyip bitirir. Çünkü hiç boş duramaz, sürekli çalışır. Çoğu kadın ve erkek bir çok psikolojik sorunlarını bu yüzden yaşarlar.  
Beyinlerini başı boş bırakırlar, başı boş beyin ise sürekli olumsuz hatıraların acılı kucağını tercih etmektedir. Beyninize sahip çıkın ve ona bir iş verin. Beyin için en iyi iş onu pozitif kelimelerle beslemektir.
S-105

22 Ağustos 2010

Kara Kedi


Bir gece acı acı bağırıyordu, iki üç gün susturamadık zavallıyı kim bilir anasını mı kaybetmişti.
Sonra bizim kediye yanaşmaya çalıştı o kovdu bu yanaştı şimdi arkadaş oldular :). Artık buradan ayrılmayan ikinci bir kedimiz daha oldu.

8 Ağustos 2010

Katre-i Matem


" -Derkenar-

Sevdiğini başkasından kıskanan biri
Sadî anlatıyordu:


'Henüz toy bir delikanlı idim. Şiraz’da bir kızı sevmiştim. O da bana ilgisiz değildi. Birkaç kez de buluşup konuştuk. Sonra araya ayrılık girdi. Ben gurbetlere gittim. On yıl onun aşkıyla coşup taştım, hasretiyle yanıp kavruldum.

Nihayet yurduma geri döndüğüm vakit ilk işim onu aramak oldu. Beni görür görmez başladı siteme:
“A Sadî! Meğer ne kadar vefasızmışsın!.. Bunca yıl geçti aradan, ne bir haber, ne bir mektup?!..”
Ona dedim ki:
Ey sevgisi kalbimde yer edinen selvi boylu!.. Senin yüzünü görme bahtiyarlığından ben mahrum iken, o şerefi postacıya mı bağışlasaydım?!..' s. 137-138