Bu resimde dönerken Tekirdağ da namaz için durduğumuz cami de bir mezar... Kızım fotoğrafını çekmeseydi bende göremeyecektim... İlginç geldi... Belki bir bilen çıkar neyin nesi bilmiyoruz...
Sargı yapılan alandan alan Sargı yeri İngilizler tarafında bombalanarak 18 bin evladımızı kalleşçe şehit vermişiz. 28 Haziran 1915 gecesi direk, Sargı Yeri Hastanesini hedef alarak, çoğu parmağını bile kıpırdatamayacak kadar ağır yaralı olan 18.000 yaralı askerimizi şehit etmişler. Mehmetçiğimiz onların hastane gemilerinin hiçbirine tek kurşun bile atmazken, buna mukabil düşmanın yaralı askerlerini bile büyük bir şefkatle tedavi ederken İngilizler Ortaçağdan kalma vahşiliklerini pervasızca sergiliyorlardı.
Bir savaş ve insanlık suçu işleyerek 18.000 savunmasız insanı katlediyorlardı. Bir vadiden kurulan sargı alanındaki bu vahşet in boyutlarına hangi vicdan dayanabilir ki. İngilizler bu numarayı birçok alana da yapmışlar. Barış yaptık demişler hoop yine bombalar yağdırmışlar. Artı sargı yerlerine bombalara yağdırmışlar. Yani bir tek silah atamadan ölen binlerce şehidimiz olduğunu örgendim Çanakkale’de. İngilizlerin Çanakkale’de yaptıkları adîliklerden birisi de kimyasal gaz kullanma teşebbüsleridir. Bu insanlık cinayeti, Lordlar Kamarasında Çörçil tarafından gündeme getirilmiş. Bunun bir insanlık suçu olduğu vurgulanınca Çörçil, “Türkler insan değildir. Bu yüzden gaz kullanmamızda bir sakınca yoktur” diyerek oradakileri ikna etmiş. Tamamı
Sargı yerindeki katliamlara dayanamayan birçok asker arkadaşı İngilizlere saldırarak şehitlik mertebesine ulaşmış. Bu acıya dayanamayan başka bir canlı olan bir ağaçta rivayetlere göre üzüntüsünden dolayı kendini sarmalamış. Yazılar Alıntı
Büyüyünce ne olacaksın diye sorarlar çocuklara, Rabia çok güzel bir seçim yaptı ve o büyümeden 10 yaşında amacına ulaştı inşallah daim ve hükümleriyle amel edenlerden olur. Rabbim emeği geçenlerden ve Rabia’dan razı olsun.
Enes b. Malik'den rivayete göre Peygamberimiz:
"Çocuğuna Kur'anı Kerîm'i yüzüne okumayı öğreten kimsenin geçmiş ve gelecek günahı mağfiret edilir. Çocuğunu hâfız yapan kimseyi de Cenabı Hak, kıyamet gününde ayın on dördü gibi parlak bir sûrette diriltir. Çocuğuna: "Oku!" denilecek. Çocuğu her bir âyet okudukça Allah Teâlâ da babasının (makamını) bir derece yükseltir. (Bu durum) ezberlediği Kur'anı Kerîm'i sonuna kadar (okuyuncaya) devam eder." buyurdu. (6)
Sehl b. Muaz el Cühenî'nin, babası Muaz'dan rivayet ettiği diğer bir hadisi şerifte de Peygamberimiz:
"Kur'anı Kerîm'i okuyan ve hükümleriyle amel edenin anne ve babasına kıyamet günü bir taç giydirilir ki, bu tacın ışığı güneşi evlerimizin içinde farz etseniz dünya evlerindeki güneş ışığından daha güzeldir. O hâlde Kur'anı Kerîm'i bizzat öğrenen hakkında ne düşünürsünüz? (Onun sevabını da siz takdir ediniz.)" buyurdu. (7)
Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) den rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim Kur'an'ı okur ve onu ezberlerse, helâlini helâl, haramını da haram kabul ederse, Allah-u Tealâ onu bu sebeple cennete girdirir ve onu, yakınlarından kendilerine cehennem vacip olan (cehenneme girmesi gereken) on kişiye şefaatçi (yardımcı) kılar."(8) Kaynak
Çünkü lüzumsuz ve mâlâyâni bir surette vazife-i hakikiyelerini ve elzem işlerini bırakıp âfâkî ve siyasî boğuşmalara ve kâinatın hadisatına merakla dinleyerek, karışarak ruhlarını sersem ve akıllarını geveze etmişler...
“Bu tehlikeye karşı alınacak manevi tedbirler nelerdir?” sorusuna cevap bulmaya çalışalım.
Öncelikle şunu ifade edelim ki; kuraklık, kıtlık, ekonomik kriz, yel, sel, deprem, yangın, trafik kazası ve hastalık gibi başımıza gelmesini istemediğimiz bu hadiselerin tümünü, İslam “musibet” diye nitelendirir. Dolayısıyla Küresel ısınma da, bütün insanlık için bir musibettir.
Başımıza gelen musibet ve belaların sebebini ise, Mevla Teala Şûrâ süresinin otuzuncu ayeti kerimesinde şöyle açıklıyor. “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandığınız (günahlar) sebebiyledir...” Bu ayeti kerimeye göre, başımıza gelen musibetler ve belalar, hatta bu küresel felaketin asıl sebebi yaptığımız hatalar ve işlediğimiz günahlardır. Nitekim Salihlerden bir zât: “Merkebim huysuzlaşsa, günahımdan bilirim.” diyerek, bu gerçeğe işaret etmiştir.
Kişi, İyiliği Mevla’dan, Kötülüğü Kendinden mi Bilmeli? İslam büyüklerine, Allah dostlarına baktığımızda hatayı başkalarında değil kendilerinde aramışlar, şayet başlarında bir musibet varsa, “Bunun müsebbibi benim günahlarımdır” diyebilmişlerdir. Tamamı
MEMUR, ya sabır demiş:
"Dönüşte bizim limana uğrayacak mısın?
"Hayır. Orada gemiyi karaya çekeceğim, Karaman'da Karadağlı, Karamustafa'yı gördükten sonra, karadan Mekke - i Mükerreme'ye gidip, Baytullah'a yüz süreceğim!"
Memur lahavle çekmiş:
"İnşallah oradan yüzünün akıyla dönersin!" "Yüzümüz ak mı kara mı çıkar, bu ancak kara toprağa girdikten sonra belli olur!"
Memur dayanamamış:
"Zift mi kesildin be mübarek!''