5 Aralık 2013

Fırında Karnabahar Yemeği





Soğanları hafif pişirdikten sonra salça, baharatını ve kavurmayı ilave ettim yıkanmış karnabaharı  borcama dizdim üzerine soğanlı karışım döküp fırına verdim.
Lezzetli bir yemek oldu :)

 

23 Kasım 2013

Kelime Ve Kavram Hazinesi Bir Evin Mutfağı Gibidir.

Bırakacağın eli hiç tutma, Tutacağın eli ise hiç bırakma. Sahte sevgilere gül olmaktansa, gerçek sevgilere diken ol Hz. MevlanaKelime ve kavram hazinesi bir evin mutfağı gibidir. İyi bir sofra arzu ediyorsanız mutfağınızı kaliteli malzemeyle doldurmanız gerekir.
Aynı şey beynimiz için de geçerli.
Uygun malzemeyi yani aradığı kelimeyi bulmalı.
Amerika ilkokul kitaplarında 71 bin kelime, Türkiye ise 7000 küsür kelime kullanıyor.
Schekspre 50 bin kelime ile,
eski yazarlar 5 bin 6 bin kelime ile,
Çetin Altan 700, diğer yazarlar 300-500,
sokaktaki insan ise 100-150 kelime ile konuşuyor.

Tamamı

21 Kasım 2013

Edep Kalite Ölçüsüydü


Küçükler bunu yapmazlarsa hep küçük kalacaklarını bilirlerdi, çünkü edepli olmak “bizim zamanlarda” yaşayan, hayatları ile “efendi” ve “hanımefendi” kelimelerine hakkını veren güzel insanların önemsediği bir şeydi. Çünkü bu insanlar kendilerinden önce, diğer insanları düşünen, fedakâr, diğerkam ve hasbi insanlardı. Onlar için kendi dışındakilerle uyumlu yaşamak çok önemliydi. Sadece insanlarla mı? Onlar kurtla, kuşla, taşla, toprakla, kısacası bütün mahlukatla ahenk içerisinde yaşamaya önem verir, kimseye ellerinden ve dillerinden bir zararın gelmemesi için kılı kırk yarar, titizlik gösterirlerdi.

Bu insanların sabahları bindiği şehir hatları vapurunun gecikmesi normaldi, çünkü birbirlerini buyur etmekten bir türlü vaktinde vapura binemezlerdi. 
Edeple bezenmiş müstesna hayatlardan alınmış bu kareler toplumun her köşesinde görülebilecek derecede yaygındı, çünkü bu toplumun en belirgin özelliği edepli ve terbiyeli olmasının da ötesinde edebi bir insanlık vasfı olarak baş tacı etmesiydi. Edep İslam ahlakının nakış nakış dokuduğu bu toplumun hayata yansıyan karelerindeki en belirgin tondu. O ton, insanların sadece birbirleri ile muamelelerini değil, bütün mahlûkatla muamelelerini derinden etkiliyordu, çünkü insanların kalitesi ve kıratının ölçüsü edepten nasipleri kadardı.


19 Eylül 2013

İstiklal Mahkemesi Kurbanı 22 Yaşında Bir Hoca



Gerçekten de tarih ne için okutulur bu ülkede? Birilerinin Altın Çağ kabul ettikleri 1920'leri, 1930'ları kutsamak için mi? Hem bu kutsama ayini biraz fazla uzamadı mı sizce de?
...
İşte bugün size anlatacağım olay da kaderine terk edilmiş ve susturulmuş parçalarından birisidir tarihimizin. Henüz 20 yaşlarının başındaki bir ilim öğrencisi, bakın nasıl idam edilmiş ve daha da kötüsü, adı sanı nasıl unutturulmuş?  Kaynak



Derin Tarih

4 Ağustos 2013

Derin Tarih

Derin Tarih’ten "LOZAN VE KÜRTLER" Ana dosya konusu ve yine muhteşem bir kitap hediyesi ile raflarda!

Halife Abdülmecid’in sürgün yıllarında yanında bulunan Manavoğlu Nevres Bey’in kaleme aldığı Son Halife’nin Dramı kitabı Türkçe olarak ilk kez bu ay Derin Tarih’le hediye.



10 Temmuz 2013

Bilgisizlerden Yoruldum

“Din” diyorsunuz, “Ay kalbim çok temiz” diye başlıyor, “dedem hafızdı” diye bitiriyorlar…

Beş İslâm şartı ile altı iman şartını doğru dürüst sayabilen mumla aranıyor. Rol icabı “lahavle” çekemeyen oyuncu, din konusunda ahkâm kesiyor.

“Tarih” diyorsunuz, “Bizim tarihimiz cumhuriyetle başlar” diye gevelemeye koyuluyorlar…

Öncesi yok! Cumhuriyet tarihine bile doğru düzgün vakıf olan yok! Bir sürü mehdiye, yüceltme sonrasında “uzanan elleri kıracağız” edebiyatı geliyor…

“Osmanlı” diyorsunuz, bilgisizliklerini kusuyorlar: “Padişahların anneleri yabancı… Padişahlar kardeşlerini katlettiler… Hacca bile gitmediler… Haremde zevk u safa sürdüler…”

Tek tek cevaplandırıyorsunuz, o zaman da başka telden çalmaya başlıyorlar:

“Siz Atatürk düşmanısınız, cumhuriyet düşmanısınız, laiklik düşmanısınız!”

Ne ilgisi var?..

“Ecdat” diyorsunuz, “Yahu heykelleri yok, sanatları yok, resimleri yok” diye sıralıyorlar… Ne mezartaşı sanatını biliyorlar, ne ebruyu, ne minyatürü…

“Namus ve ahlâk” konusunu açıyorsunuz, “Ahlâk beyindedir, belden aşağıda değil” diye tekerliyorlar…

“Fal” diyorsunuz, “fala inanma, falsız da kalma” diyerek güya ki vecize yumurtluyorlar: “İnanılmayan bir şeye nasıl bel bağlanır?” suali cevapsız kalıyor.

“Demokrasi” diyorsunuz, “Sayısal üstünlük değil, siyasal üstünlük” diye meydan okuyorlar…

“Kalkınma” diyorsunuz, “950 öncesinde her şey yolundaydı, sonradan Demokrat Parti çıktı ve her şeyi mahvetti” diyerek gerçeği tersine çeviriorlar…

“Gelişme” diyorsunuz, ideolojik nutuklar atıyorlar…

“Aile” diyorsunuz, “Bir imza ile insanları bağlamak çağ dışılıktır” diyerek karşı çıkıyorlar…

“Gençlik” diyorsunuz, “imam hatipli olmasın” şartını dayatıyorlar…

Ben bu bilgisizlikten ve ilgisizlikten bıktım!..

Slogancılıktan gına getirdim!..

Yüzeysellikten yoruldum!..

Tekerleme dinlemekten usandım!

Topyekün gelin, ama biraz bir şeyler öğrendikten sonra gelin…



En iyisi cahillikle ilgili birkaç “özlü söz”ü alt alta yazmak…

Basma cahilin izine, gitme şeytanın sözüne (Ruhsati).

Bilgisiz kimse, savaş davuluna benzer, içi boş olduğu için sesi çok çıkar (Sadi).

Bilgisizlik kolay ve rahat elde edildiği için, çoğunluk bilgisizdir (La Bruyere).

Cahil insan kendi kendinin bile düşmanıdır; başkasına dost olması nasıl beklenir (Sokrates).

Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol (Mevlana).

Cehalet öyle binektir ki, üzerine binen zelil olur, arkadaşlık yapan yolunu kaybeder (Hz.Osman).

Hareket halindeki cehaletten daha korkunç hiçbir güç yoktur (Bernard Shaw).

Öğrenmek pahalıdır, ama cehalet ondan da pahalıdır (Henry Clausen).

Bu kadar.

Yavuz Bahadıroğlu - Yeni Akit

29 Haziran 2013

Bir ‘Barbaros’ Romanı

Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar…
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.

Bu kitapta
İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi.
Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.
Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.
Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.
İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.
Barbaros Hayreddin Paşa’yı…
Sonra, bir gül sepeti getirdi.
Isırılmış üç elmayı anlattı.


Efsane /  İskender Pala

20 Haziran 2013

Dindara Ve Dine Yönelik Rezil Bir Saldırı



Yirmi günde, maskeler çıkar, saflar belirir, kimileri ‘fabrika ayarları’na döner ve kalblerinde maraz olanlar da kendilerini belli ederken; ben asıl işte bunu gördüm.

Sözümona ‘masum çevre duyarlılığı’ ile takdim edilen, faraza öyle olsa bile savunulamaz bir çapulculuğa, başbakana odaklanmış görünse de esasen dindara ve dine yönelik rezil bir saldırıya ve sefil bir darbe girişimine dönüştüğü halde ‘savunulan’ bu eylemlerin ‘taşıyıcısı’ durumundaki unsurlarda saklıydı bu ipuçları.
Şu çok açık: Bu ülke, ümmet ve bütün yerküre, iman-küfür mücadelesinde ‘postmodern’ bir dönemece girdi, giriyor.
Bundan böyle, bu mücadelede şer cephesi ‘kuvve-i şeheviye’ üzerinden bir saldırıya odaklanacak; imanla ve mü’minle olan mücadelesini nefis ve haz merkezli olarak yapacak; ve bunun için özellikle kadınlar ve gençler üzerine oynayacak... Mücadele çetin ve uzun süreli olacak; evlerimiz, eşlerimiz, çocuklarımız hedef alınacak...
Yirmi günlük yıkıcı şer taarruzunda eteklerdeki taşlar dökülürken, ben perde gerisinde işte bunu gördüm.

 

25 Mayıs 2013

Süt Taşınca Nasıl Değerlendirirsiniz :)




İki dakikalığına odadan çıktım sonra sütlacı taşırdım, çok seyrek de olsa oluyor işte. Taşıp israf olmasına temizliğinden daha çok üzülüyorum.
Geçenlerde taşan sütü süngere çekerken bahçedeki kedilerimize nasıl verebilirim diye düşünürken Rabbim aklıma getirdi Ekmekleri süte bandırmıştım.
Bugünde sütlaca bandırdım kedilerimizde afiyetle yediler.

14 Mayıs 2013

Suyu neyin içinde sakladığımız da önemli değil mi?



Eskiden kocaman toprak kaplarda saklanır, buz gibi de serin kalırmış su. Bugün plastik damacanalar veya bidonlar bulunuyor çoğu evde. Suyumuzu nasıl daha sağlıklı saklarız?

Eskiden içme suyu olarak daha çok şebeke suyu kullanılırdı. Şebeke suyu içmeyenler sakalardan cam damacanalar içinde bulunan suyu içerlerdi. Bakkallarda ise su küçük şişelerde ya da küçük damacanalarda (Hamidiye suyu gibi) satılırdı. Seksenli yıllardan sonra anlı şanlı sanayicilerimiz su işine de el attılar ve plastik pet şişe iznini aldılar. İhtilal yıllarıydı.


 Halk bunların tehlikeleri hakkında uyarılmadı. Basında da fazla bir muhalefet olmadı. Daha sonra şebeke suları iyice kirlendi ve içilemez hale geldi. Küçük ambalajlardaki sular ev kullanımı için çok pahalı idi bunun üzerine 18-20 litrelik damacanalar çıktı.

Tamamı

20 Nisan 2013

Kadınlar Çalıştığı İçin Sinirli Bir Toplum Olduk


Kadınların çalışması erkeklerin istihdam alanını daraltıyor. Bu da çok sinirli bir toplumun meydana gelmesine sebebiyet veriyor. Fakat kadına ihtiyaç duyulan meslekler bu düşüncemin dışındadır.

Ne gibi bir mahzuru olabilir çalışmasının?

İşe başlayan bir kadın psikolojik olarak başka bir kadın haline geliyor. Kesinlikle evde tanığınız o insan olmuyor, başka bir insan olup çıkıyor. Sanki evin erkeği kadın, evin kadını da erkek haline geliyor. Yani ortada rollerin değişimi söz konusu. Bu da, evliliğe girilirken saptanan hedeflerin yoldan sapması demektir. Kadının çalışmaya başlamasıyla talepleri ve istekleri de değişiyor. Halbuki erkekler, fıtratları gereği her türlü özgürlük talebini kabul etmeyecektir, bu mümkün değil. Ve bu sürecin sonu, bırakın boşanmayı, cinayetlere kadar varabiliyor. Son olarak şunu da söylemek istiyorum: Kadınına çalışma müsaadesi vermeyen erkek de, kadınına karşı olan sorumluluklarını, güler yüzle ve esirgemeden yerine getirmekte çok hassas davranmalıdır.

Zafer Coşar  (Psikolog)

Kaynak

18 Nisan 2013

OD

İnsanlar ömürlerini satıp, dünyanın geçici emellerini ve mallarını alıyorlar, sonra da onlara dört elle sarılıyorlardı. Üstelik öyle de sıkı tutuyorlardı ki !.. Sandıklar ve hazinelere koyuyorlar, mevkiler ve makamlarla süslüyorlardı. Kimisi zenginliğe, kimisi şöhrete, kimisi güzelliğine yapışmışlardı. 
Eşiğinize geldiğimde ömrümün varı zenginliğimi de, güzelliğimi de Allah elimden almıştı. Sitare olmayan alem, olmasa da olurdu sanki. O’na sitem mi etmeliydim, düşmanlık mı, bilemedim. Sonunda Sitare’mi alana bende canımı satmayı uygun buldum ve gönlümü yalnızca O’na adadım; Sitare’mi güneşe kattım, mecazdan ve hayalde geçip O’nun aşk oduna, hakiki aşkın oduna yöneldim. ”

OD / Dr. İskender Pala

16 Nisan 2013

Kefirin Mayalanma Süresi



Kefiri buzdolabından çıkardığım sütle hemen mayalıyorum paket süt değil de sütçümden aldığım sütle yapıyorum, tercihe göre 24 saat veya biraz daha fazla bekletilebilir. Yandaki fotoğraftaki kefir 24 saatte mayalandı, süreniz uzadıkça daha yoğun kıvamlı ve ekşi olacaktır.

Bir litrelik kavanoza hemen hemen yarım litre süt 2 çorba kaşığı kadar da kefir mayası kullandım.



Kefir yapmaya geçen sene başlamıştım hala devam ediyorum elhamdülillah kefir mayasına hiç bir şey olmadı , hatta mayaladıkça kefirim çoğaldı şimdiye kadar beş tanıdığıma verebildim.





 

13 Nisan 2013

İnci

''O ikisinden inci ve mercan çıkar ,o halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz ''

[Rahman - 23/24]

11 Nisan 2013

İnsanların Davranış Analizi



1.Eğer bir insan çok fazla gülüyorsa,hatta saçma sapan şeylere gülüyorsa;o insan içten içe büyük yalnızlık çekiyordur.
2.Eğer bir insan çok fazla uyuyor ise;büyük ihtimalle üzgündür,hüzünlüdür.

3.Eğer bir insan az konuşuyorsa,konuştuğunda ise hızlı konuşuyorsa;o sır saklayacak biridir ve ona güvenebilirsiniz.

4.Bir insan ağlayamıyorsa;o çok zayıf bir kişiliğe sahiptir.
5.Eğer bir kişi anormal bir biçimde yemek yiyorsa;büyük ihtimalle çok gergin ve stresli bir haldedir.

6.Eğer bir kişi ufak şeyler için bile ağlıyorsa;ya çok yumuşak kalplidir ya da masum olmasına rağmen suçlanıyordur.
7.Eğer bir insan herşeye çok çabuk sinirleniyorsa;o insanın sevgiye ihtiyacı vardır.
Alıntı