31 Ocak 2013

Kiviyi Kolay Yeme Yöntemi :))


Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cuma gününü anlattı ve:

‘Onda öyle bir saat var ki Müslüman bir kul o saate denk getirerek namaz kılıp Allah-u Teâlâ’dan bir şey isterse, Allah ona isteğini mutlaka verir’ buyurdu.
Buhari 895, Müslim 852/13

29 Ocak 2013

Tesettür bir bilinç göstergesidir

Tesettür bir bilinç göstergesidir. Tesettürlü olan bir mümine; 'ben Allah'ın ayetlerinden gafil değilim ve sorumluluğumu yerine getiriyorum' der dolaylı yoldan. Tesettür bilinci, bilinçsizlerce iyice tahrife ve tahribe uğramış durumda. 
Temeli bilince dayanan tesettür nasıl olur da bilinçsizce kullanılır. Örtünme sadece saçları gizlemek midir ? Bunlara elbette kocaman bir 'hayır' diyoruz. Tesettür bir kimliktir. Kimliğiniz ne kadar belirgin olursa işte o zaman doğru olanı yapmış olursunuz. Belirsiz, karmakarışık kimliğe sahip olanlar kafalarını sarıp gerisini koyvermekten başka bir şey yapmıyorlar. Dişiliğinizi göstermek yerine kişiliğinizi gösterin. Müminlerin annesi olan Hz. Aişe radıyallahü anhâ ona hadis ve soru sormak için gelenlere, peçeli bir vaziyette, perde arkasından ve sesini değiştirerek görüşüyordu. Tesettür işte budur. Tesettür kocaman bir derya iken onu sadece başı örtmekle sınırlandırıp gölet haline getirmeye kimsenin hakkı yoktur.
Alıntı

28 Ocak 2013

Kadınla Erkeğin Rol Karmaşası

Bu devirde modernliğin ölçüsü; içi doldurulmamış boş bir söylemle de olsa kadın haklarını savunmak, gericiliğin ölçüsü de kadına asli vazifelerini hatırlatmak oldu. Geçen hafta sosyolog yazar Ali Bulaç beyefendi (Zaman Gazetesi 14 Ocak 2013) kadının çalışması ve kadın fıtratının bozulmasının etkisi ile ilgili yazdığı yazı sebebiyle kelimenin tam anlamı ile taşa tutuldu.

....

Öncelikle Habertürk Gazetesi gibi gazete ve internet sayfalarında boy boy çıplak kadın fotoğrafları sergileyen, kadın bedenini erkeklere peşkeş çekerek para kazanmaya çalışan gazetelerin kadın hakları savunması trajikomik bir durumdur. Kadına yapılan en büyük şiddet bedeni üzerine yapılansa bu gazeteler kadının hem bedenine hem ruhuna en büyük kötülüğü yapıyorlar. Eğer kadınlara değer veriyorlarsa önce gazete satmak için kadın bedeni satmaktan vazgeçsinler.
Ali Bulaç ne söyledi de bu kadar kızdılar? Ali beyin en çok eleştiri alan cümlesi şuydu:

“…Liberal kapitalist piyasa ise kadını farklı çerçevede evin dışına çıkmaya zorluyor; anneliği ve ev hanımlığını itibarsızlaştırıyor; pozitif ayrımcılıkla kadın yuva kurmuyor; erkekler bu şekilde kışkırtılmış kadınlarla evlenmek istemiyor; sonuçta olan yine kadına oluyor.
Birkaç tanesinin iyi durumuna karşılık yüz binlercesi iş-aş peşinde koşturuyor, yalnızlık içinde hayatını sürdürüyor, bir süre sonra saçını başını yoluyor ama iş işten geçiyor.
Erkeğin fıtrî rolünü kaybetmesi onu kadına karşı acımasız şiddete, vahşi cinayetlere sürüklüyor, sonunda kadın devlete sığınıp kendini devletleştiriyor. Şimdi devlet her eve polis tayin edecek hale geldi.”
Tamamı

24 Ocak 2013

Edep İsteyen Edepli Bulsun



Peki ne yapmak lazım? Öncelikle herkesi tek tipleştiren, sıradanlaştıran, bayağılaştıran bu sürece karşı çıkmanın tek yolu bu hayat tarzına teslim olmamaktan geçiyor. Bizim hayatımız edebi baş tacı yapan bir hayat olmalıdır. Bizler sıradan ve bayağı olamayız, çünkü hayatımıza yüklediğimiz anlam buna sığmayacak kadar aşkın ve yüksek bir hakikatten besleniyor. Biz gönderiliş amacını “güzel ahlakı tamamlamak” olarak tarif eden bir Peygamber’e ümmet olmakla şereflenmişiz. Kendisine benzemenin hayat gayemiz olduğunu bildiğimiz, Kur’an’da yüksek bir ahlak üzere gönderildiği ifade edilen bu güzeller güzeli kendi edebinin bizzat Cenab-ı Hak tarafından talim edildiğini ifade ediyor. Bu yüzden edep dinimizin en önemli umdelerinden birisidir. İmanın kemale ermesi edep iledir. 
Hz. Mevlana öyle söylemiyor mu: “İman nedir, diye aklıma sordum. Aklım da kalbimin kulağına eğilip; İmân edepten ibârettir, diye fısıldadı.”
Edep insan olmak, hayvanlıktan sıyrılmak ve en yüce insanlık ufkuna erişmeye çalışmaksa edebi öğrenmek, edeplenmek ve edepli olmak en başta gelen dini vazifelerimizden birisi oluyor.
Peki, edebi kimden öğreneceğiz? 
Tabii ki edeplilerden. Her ne kadar bir Allah dost “Edebi edepsizlerden öğrendim. Yaptıklarını yapmadım” demiş ama o seviyede olana her gördüğü ve tecrübe ettiği zaten ibrettir. Yola yeni çıkanlar ve gençler, edebi hayatlarının süsü haline getirmiş, edepli olmayı önemseyen güzel örnekler bulup, onların kıyılarında, köşelerinde konuşlanmaya bakmalılar. Bu açıdan neyin edep olup olmadığını uzun uzun anlatmaya gerek olmadığını düşünüyoruz, çünkü edep yazarak, okunarak öğrenilecek bir şey değildir, görerek, tecrübe ederek ve hâllenerek edinilecek bir şeydir. Edep kitaptan değil, edepli insandan talim edilir.

Rafine Şeker Zehir, Doğal Şeker Şifa

Prof. Topuz, bilim adamlarının "şeker pancarını" doğrudan doğruya lapa haline getirerek, fareler üzerinde kansere karşı koruyucu etkisi olup olmadığını test ettiklerini belirtti. Yapılan deneyde, 65 fareye radyasyon verip aynı zamanda şeker pancarı lapası vermişler, diğer 65 fareye sadece radyasyon vermişler. Şeker pancarı verilen farelerde, toksidenin yüzde95 oranında azaldığını görmüşler. Prof. Topuz, “Bu çalışma hayvanlar üzerinde yapılmış olsa da ümit verici bir çalışmadır. Doğal şeker pancarının hiçbir zararı yoktur, faydalı bir besindir, tüketilmesi çok faydalıdır” dedi.
Peki, şeker pancarı çok faydalı ve masum bir gıda ise şeker pancarından elde edilen rafine şeker neden zehir? Eskilerin altın değerini biçtikleri şeker, neden günümüzde hemen hemen tüm hastalıkların sebebi olarak gösteriliyor? Şeker mi suçlu, yoksa şekerin rafine işlemi sırasında gördüğü işlemler mi? Gerçekte şeker nedir? Hayatımıza ne zaman ve nasıl girdi? Kaç çeşit şeker var? Atalarımız şekeri nasıl üretip, tükettiler? Şekerin tarihi hangi gerçekleri ortaya çıkarıyor? Yaşamımız için şekerin önemi ne?  Hiç şeker tüketmezsek ne olur? Doğal şekeri doğru tüketmenin yolu ne?
...........

Kısaca, daha çabuk ve daha çok ürün almak için, “en ucuz şekilde ve en çok nasıl üretirim” anlayışı ile şeker pancarı fabrikaya girdiği andan itibaren, çok fazla işlem gördü ve kimyasal katkı maddeleri arttıkça, rafine edilmiş şeker zehir etki ile sofraların “tatlı zehiri” oldu. Bugünkü şeker üretim teknolojileri, o masum şeker pancarını zararlı hale getirdi ve her geçen gün kötüye gidiyor.
O zaman asıl suçlu doğal şeker değil, şeker pancarı ve şeker kamışının kimyasal katkılarla rafine işlemine uğrayıp yapaylaşması veya rafine şekerin genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmesi diyebilir miyiz?
Evet, kısaca böyle özetleyebiliriz. İşin içine yapay kimyasallar girdikten sonra, her ne kadar buharlaştırıp kimyasalları ayrıştırıyoruz deseler de kimyasal madde üretim sırasında şekerin içine işliyor ve tüketen insanın da içine işlemiş oluyor! Aynen filtre edilmiş kahve gibi… 

Tamamı 

23 Ocak 2013

Biz Seni Ancak Âlemlere Rahmet Olarak Gönderdik.


Kandiliniz Hayırlara Vesile Olsun 



"Kim bana bir defa salât ü selâm getirirse, bu sebeple Allâh Teâlâ da ona on misli merhamet eder." Müslim

"Gerçekten (c.c.) ve melekleri Peygambere (s.a.v) salat ederler.Onu (s.a.v) överler.Ey iman edenler sizde Onu (s.a.v) övün ve Ona (s.a.v) salat ve selam edin.Ona (s.a.v) gönülden teslim olun."

AhzabSuresi -56

Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.

Tirmizi

Kıyamette bana en yakın olan, en çok salevat getirendir.

Tirmizi

 

12 Ocak 2013

Kullanılan Temizlik Ürünleri

Bulaşık ve çamaşır deterjanları, yağ çözücü, leke giderici, gibi temizlik ürünleri mikropları nasıl anında eritip yok ediyorsa, akciğer ve beyin hücrelerini de aynı şekilde doğrudan etkilemektedirler. Solunum yoluyla vücuda karışan bu temizlik ürünleri beyin damarlarını, akciğerlerdeki bronşları eritip yıpratır, kana karışır. Kan dolaşımı bozuklukları, MS, alzheimer gibi ağır beyin hastalıklarına, akciğer, karaciğer, böbrek hastalıklarına ve ayrıca kısırlığa yol açarlar. Bu petrokimyasalların belirlenmiş ve belirlenememiş onlarca zararı vardır.

Ayrıca kullanılan temizlik ürünlerinin artıkları deniz suyuna karıştığında denizdeki canlıların ölümüne sebep olmakta, toprağa karıştığında ise bitkilerin ve toprakta yaşayan canlı varlıkların zarar görmelerine sebep olmakta, böylece ekolojik sisteme de zarar vermektedir.

Kullanılan şampuanlarda bulunan “Sodium Lauryl Sulfate” maddesinin ise kanserojen etkisi bulunmaktadır.

Şampuan yerine; hem vücut hem de saç için %100 saf zeytinyağından üretilen doğal sabun kullanmak. Saçlar son durulamada, bir kaba konulacak çok az miktarda sirke katılmış ılık su ile yıkanırsa hem parlak hem de yumuşak olmaktadır.


Tamamı

8 Ocak 2013

Evdeki Hanımlara Hakaret Ediliyor

 En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim; oldum olası çalışmayan kadın tiplemesine ve adlandırmasına gıcık olmuşumdur. Ev hanımlarını, “evde oturan, pek bir işe yaramayan, çalışmayan kadın” şeklinde biraz aşağılayan ve rencide eden yakıştırmalar, aslında pek de bize ait olmayan bir düşünce yapısının ürünleridir. 
Öyle ki bu düşünceye göre bir kadının çalışmasının tarifi, mesai kavramı içerisinde, beden ve zihin gücünü ticari bir kaygıyla, bir şirketin veya bir şahsın emrine amade kılmasıdır. 
Gününün ve gücünün önemli bir kısmını patronuna bağışlayan bir kadın portresinden sağlıklı bir neslin yetişmesini beklemek pek mümkün değildir.
“Çalışmayan kadın” olan ev hanımlarının evde yan gelip yattıkları pek olası bir durum değildir. Hele de çocuklu ev hanımları için, çocuklarıyla ilgilenmek, eve çeki düzen vermek, komşularıyla sürekli ve iyi bir şekilde irtibat halinde olmak, çocuğunun ve kocasının bütün insani ve ruhi ihtiyaçları ile hemhal olmak, kısaca çalışmak doğal bir hal almıştır. Bütün bunların üstüne bir de, “çalışmayan kadın” gibi hoyrat ve acımasız bir yakıştırmayı da kabul etmek zorunda bırakılmaları işin ilginç ve komik tarafı. “Çalışan kadın” ın ise sabah evden çıkması (çocukların sağda solda, kreşte perişan olması) ve akşam barut gibi eve gelmesi onun çalıştığını kanıtlamaya maalesef yetiyor ve artıyor.
“Açılım” kelimesinin bu kadar popüler olduğu bir dönemde, evlerinde var güçleriyle çalıştıkları halde “çalışmayan kadın” gibi hakaretlere maruz bırakılan hanımlar için de bir açılım getirilmesini şiddetle öneriyorum.

Sıddık Kaman  (27 Yaşında, Bankacı)



Kaynak